Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Abdullah Öcalan'ın geçtiğimiz yıl yaptığı 27 Şubat çağrısının yıl dönümü kapsamında kapsamlı bir panel düzenledi. Etkinlik, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan'ın açılış konuşmalarıyla başladı.
Eş başkanların konuşmalarının ardından, DEM Parti İmralı Heyeti'nin 16 Şubat 2026 tarihinde İmralı Cezaevi'nde gerçekleştirdiği görüşmede alınan mesaj, DEM Parti TBMM Başkanvekili Pervin Buldan tarafından okundu. Siyasi arenada yankı uyandırması beklenen metinde, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine, anayasal vatandaşlığa ve demokratik siyasete yönelik önemli vurgular yer aldı.
Okunan mesajda, 27 Şubat çağrısının "demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı" olduğu belirtilerek, tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığı ifade edildi.

Öcalan mesajında şu ifadelere yer verdi: "Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı."
Siyasi iklimdeki yumuşamaya ve çözüm arayışlarına değinilen metinde, devletin zirvesine ve siyasi parti liderlerine yönelik dikkat çekici bir teşekkür bölümü yer aldı. Öcalan; "Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan'ın iradesi, Sayın Bahçeli'nin çağrısı, Sayın Özel'in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum" derken, hayatını kaybeden siyasetçi Sırrı Süreyya Önder'i de saygı ve özlemle andığını belirtti.
Türk-Kürt ilişkisinin tarihsel özgünlüğüne dikkat çekilen mesajda, "Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir" denilerek, çatışmadan beslenme mekaniğinin kırılmasının hedeflendiği aktarıldı.
Mesajın hukuki ve toplumsal çerçeveyi çizen bölümünde ise "Demokratik Entegrasyon" kavramı ön plana çıkarıldı. Ayrıştırmacı ve asimilasyonist yöntemlerin reddedildiği metinde, vatandaşlık tanımına ilişkin şu öneri sunuldu: "Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar."
Açıklamanın son bölümünde bölgesel barışa, kullanılan siyasi dile ve kadın haklarına değinildi. Günümüzdeki aile içi şiddet ve kadın cinayetlerinin tarihsel ataerkil saldırıların bir yansıması olduğu savunulan mesajda, kadınların demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası olduğu belirtildi.
Öcalan'ın mesajı, "Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir" ifadeleriyle son buldu.
Öcalan'ın açıklamasının tamamı şu şekilde:
"Değerli Arkadaşlar,
DEM Parti İmralı Heyetinin 16 Şubat 2026 tarihinde İmralı'da gerçekleştirdiği görüşmede, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yıl dönümü dolayısıyla kamuoyuyla paylaşılmasını istediği mesajlarını sizlere sunuyoruz:
"27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.
"Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan'ın iradesi, Sayın Bahçeli'nin çağrısı, Sayın Özel'in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum.
"Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz.
"Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.
"Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir.
"Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür.
"Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var.
"Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.
"Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır. Çağrımız sadece Türkiye'de değil Ortadoğu'da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz.
"Kadınlar, hiçbir toplumun ve devletin dikkate almadan kendini sürdüremeyeceği toplumsal güçlerin başında gelir. Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihsel saldırının güncel izdüşümüdür. Bu nedenle kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür.
"Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız.
"Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir.
Selam ve Saygılarımla,"
27 Şubat 2025 tarihinde terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşen DEM Parti heyeti, İmralı Adası'ndaki görüşmenin ardından Öcalan'ın mesajını kamuoyuyla paylaşmıştı.
Öcalan, PKK'ya kongre düzenleyerek örgütü feshetme çağrısında bulunmuş ve şu ifadeleri kullanmıştı:
"Sayın Devlet Bahçeli'nin çağrısı, Sayın Cumhurbaşkanı'nın ortaya koyduğu irade ve diğer siyasi partilerin bu çağrıya olumlu yaklaşımıyla oluşan ortamda, silah bırakma çağrısını yapıyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum."