Menü TURKHABER
Tarih: 11.03.2026 18:00
'86 milyonun vergisi TRT'ye haram zıkkım olsun'

'86 milyonun vergisi TRT'ye haram zıkkım olsun'

Facebook Twitter Linked-in

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında 402 sanığın yargılandığı davanın üçüncü gün duruşması bugün görüldü. İlk iki gün tartışmaların yaşandığı davada, üçüncü gün de salonda gergin anlar yaşandı.

Duruşma sırasında tutuklu sanık Yavuz Saltık'ın seyircilere el sallamak istemesi üzerine jandarma ile kısa süreli tartışma yaşandı. Gün içinde sanıklardan Bulut Aydöner savunmasını yaparken, CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat'ın şoförü olduğu belirtilen Sırrı Küçük de mahkeme heyetine savunma verdi. Mahkeme heyeti, duruşmayı yarın saat 10.00'a erteledi.

İMAMOĞLU'NDAN TRT'YE ELEŞTİRİ

Duruşma sonunda tutuklu sanıklar alkışlarla uğurlandı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu duruşma salonundan ayrılırken TRT'yi eleştirerek "Milletin parasıyla ahlaksızlık yapan TRT'yi kınıyorum. 86 milyonun vergisi haram zıkkım olsun" ifadelerini kullandı.

3. DURUŞMADAN ANLIK BİLGİLER

16:10 İBB Davası'nın üçüncü günü, Sırrı Küçük ve avukatlarının savunmalarıyla sona erdi. Dava yarın saat 10.00'da Ümit Polat'ın savunmasıyla devam edecek

15:45 Sırrı Küçük'ün ardından avukatı Hüseyin Cengiz'in savunmasına geçildi.

Cengiz'in açıklamaları şöyle;

"Eğer soru sormadan, sözü doğrudan bana verseydiniz savunma yapmakta çok zorlanacaktım. Çünkü Sırrı'nın bu söylemleri üzerine salonu da izledim; biz avukatlarını gerçekten zor durumda, oldukça duygusal bir durumda bıraktı. Bu havayı dağıttığınız için size tekrar teşekkür ediyorum; sayenizde şimdi daha rahat bir savunma ve sunum yapacağız. Müvekkilim, 22 No'lu eylemde sanık olarak yargılanmaktadır. Biraz önce savunmasını yaptı ve başına gelenleri en sade haliyle anlattı. Duruşma öncesinde; iddialara ve iddianameye karşı temel düşüncelerimizi içeren bir savunma metnini mahkemeye sunduk. Bu metin ekranlara da yansıtıldı. Bunu niye sunduk? Çünkü bu tür davaları biliyoruz. 2026 yılında yeni karara bağlanan ve gerekçesi tarafımıza henüz tebliğ edilen davada da aynısı yapıldı. O, İBB davası için bir pilot davaydı. İddianame adı altında sunulan belgeler yığını; değişemez, değiştirilemez ve dokunulamaz birer "kutsal metinler değildir. İddianame, esas hakkındaki mütalaaya, mütalaa ise hükme dönüşüyor. Bunu bildiğimiz için, en son söylenecek sözleri dahi önünüzde bulunan savunma dilekçemize eksiksiz ekledik.Aslında söyleyecek fazla bir şey kalmadı.

Bugün müvekkilin savunmalarına katılıyoruz, yazılı savunmalarımızı tekrar ediyoruz. Müvekkilin tahliyesine ve beraatına karar verilmesini; dosyanın 22 No'lu eylem yönünden esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için duruşma savcısına verilmesi, mütalaa sonrası ek süre istemeden savunma yapacağımızı belirtmemiz; bir yıldır bu davada yaşanan acıyı, baskıyı, itibarsızlaştırmayı ve kötülüğü özetleyebilmek için mümkün. Ancak bugün burada biz bir tarihi yaşıyoruz. Tarih yazıcılarının bu süreci doğru kaydedebilmeleri için üzerimize düşen görevler var. Bugün tarihe not düşmek durumundayız. Bu nedenle sözümüz, iddianame adı altında önümüze konulan sayfalar yığınına karşıdır. Sözümüz, bunu yazanlara, yazdıranlara karşıdır. Sözümüz kürsüye değildir. Ne iddia makamına ne kürsüye karşı en ufak bir sözümüz yoktur. En ufak bir kırılganlığınız, alınganlığımız yoktur. Çünkü şunu biliyoruz. Bir iddianame olarak yargı önüne gelecek iddiaların bu dosyada henüz Çağlayan Adliyesi'nin yedinci katında değeri yok. Yedinci kattan aşağı inmemiştir.

Bu metin; kes yapıştır, oradan topla, buradan topla, iftiraları al, "etkin pişmanlık" adı altında yerleştir. Uydurma belgeler koy, kanıt say, suç uydur, olmadı, değiştirdim. Son metne başka suçlar yaz. Sanıkları odaya çağırın. Olmadı sanıklara avukat gönder. Bir iki kelam et. Burada kalmayın. Sırrı'nı ziyaretçisi avukat Recep Seyhan, tarih 12.08.2025. Akşam cezaevine giriş saati 17:18. Kayıtlar istensin, kameralar istensin, incelensin. Kardeşim senin bu tutuklunun yanında ne işin var? Avukatı değilsin. Tanıdığı değilsin. Tutukludan ne talep ettin? Oradan kovulmaktan hiç utanmadın mı? Sırrı'yı dinlediniz. Sırrı'dan iftiracı olmaz. Sırrı'nın borsada değeri yoktur. Şimdi bunu tutanaklara geçirmemizin nedeni, borsa müptezellerinin de tarihe not olarak düşürülmesi.

Sayın Başkan, bu yargılama, bir feda yargılaması değildir. Siyasi savunma yapmıyoruz. Ancak bu insanları feda etmek de aklınızdan geçmiyor, geçmeyecektir. Beton duvarlar içinde, betona gömme arzusu taşıyanların, bunu sadece ikbal oldukları için yaptıkları da artık tartışılmıyor. Bunu da biliyoruz. Bu ikbal meraklıları, bugün dokunulmaz olabilirler. Yüksek yüksek makamlara terfi edebilirler. Ancak her denileni yapmaya devam ettikleri için, yarın Tarım Kredi Kooperatifi'nde bir imzayla müdür yapılırlar. Bayındırlık Bakanlığı'nda aidiyet memuru ise bir kolu çalışmayan iki parmak daktilo yazabilen memurumuz Satılmış Büyükcanayakın'ı nasıl kamu ihale uzmanı yapmışlarsa, bunları da karayolları deposunda ayniyet memuru yapabilirler. Hangi çünkü "emredersin", "lütfedersin" demenin sonucu budur.

Bu çerçevede iddianameyi, sadece Eylem 22 üzerinden değerlendireceğiz. Şimdi iddianamede beş sanık yargılanıyor. Rüşveti veren Aziz İhsan Aktaş. Benim avukatlık yaptığım belediyelerde, danışmanlık yaptığım belediyelerde Aziz İhsan Aktaş'ın Anadolu'dan gelme bir lakabı vardır: Topal. Çöpçüler, çöp hizmeti yapan müteahhitler onu Topal diye aradılar. Şimdi bu şahıs ama bu kadar. Rüşveti veren. Rüşvet alan kim? İBB Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu. Rüşvete aracılık eden kim? Topalın müdürü. Bir milletvekilinin şoförü. SGK'lı çalışan şoförü. Şimdi burada bir tane daha sanık: Fatih Keleş. Ne demiş Çağlayan yedinci kat sakinleri yazıcılar? Örgütün suçtan elde ettiği haksız kazancın yönetiminde toplanmasından sorumlu olan örgüt yöneticisi. Müdürün adını geçirmiyor. Adı bu olayların hiçbir yerinde geçmiyor. Ama yazıcılar sanık yapıyorlar. Benim müvekkilimin suç ortağı! Bilerek yapıyorlar. İftiracı var. Suçunu itiraf eden müdürü var. Karşı tarafta da iki sanık var. E durum iki iki. Olmaz. Bir üç yapalım. Kimi koyalım? Şahsa Fatih Keleş çıkmış. Bu davayı bu iddiayla uzak yakın ilgisi yok. İddianamenin değerlendirilmesi aşamasında sayın Mahkeme'nin 22 No'lu eylem yerinden bu kağıt kalabalığını iade etmesi gerekiyordu. Sanık yazmışsında nerede kuvvetli suç şüphesi? Nerede bunun iddiaya dair ifadesi? Fatih Keleş'in de son anlık ifadesi. İddianamenin değerlendirilmesi, eksiksiz, etkin bir soruşturmanın yapılarak bir iddianamenin hazırlanmasını sağlamak, tek celsede duruşma ilkesine kapalı olmamalıdır. Sayın mahkeme, iddianamenin değerlendirmesi ve kovuşturma kararında bunu ya göze aldı, göz ardı etti ya görmedi. İlk talebimiz; ister şimdi fark ettik, ister sehven yazılmış deyin, bir ara kararı ile Fatih Keleş'i 22 No'lu eylemin sanıkları arasından çıkarmak, ayıklaya ayıklaya devam etmek hepimizi rahatlatacaktır.

Sanık Sayın Ekrem İmamoğlu neyle suçlanıyor bu kağıt yığınıda? Rüşvet almakla. Kim suçluyor? İstanbul'a ilk geldiğinde Baki'nin çalışanıyken, kendi adına marka şirketini kuran ve çöp işine giren, şirketine yüzde 25 ortak olan iftiracı. O zaman burada sınırlı da olsa sanıkların kişiliğini tartışacağız, ortaya koyacağız. Bu eylemde biz Aziz İhsan Aktaş'ın kişiliğini de tartışacağız. Bu iftiracı metinde "etkin pişmanlıktan yararlanmak" olarak geçiyor. Yazıcılar etkin pişmanlığın tarifini bilmiyorlar. Tanımını bilmiyor. Etkin pişmanlığı bu salonda olan bütün meslektaşlarım hepsi yazıcılardan daha iyi biliyorlar. Aziz İhsan Aktaş, 16.01.2025 tarihinde savcıya ifade veriyor. Avukatı da yanında. Bu ifade metninde 22 No'lu eylemle ilgili hiçbir ibare yok. 30 Nisan 2025 tarihinde savcıya bir ifade daha veriyor. Birtakım iftiralarda bulunuyor. Sonra "sen git" diyorlar ona, on gün uykuya yatıyor. 11 Mayıs 2025 tarihinde bir kez daha Çağlayan D Blok yedinci kata uğruyor. Bu ifadesinin adı ek ifade. Birçok iddialarda bulunuyor ya da iftiralarda bulunuyor. Beni ilgilendiren bölümü: '2024 yerel seçimlerinden önce" diye başlayan. Ne diyor? "2024 yerel seçimlerinden önce milletvekili beni aradı. Ekrem Başkan'ın bilgisi var. İstanbul'da CHP'li belediyeden ihale alan firmalardan para isteniyor. Vermezse ödemelerimi alamayacağım. Parayı müdürüm Ömer Güngör aracılığıyla milletvekilinin İkitelli'de bulunan ofisine gönderip teslim ettik. Paranın miktarını bilmiyorum. Banka kayıtlarından temin edip bildireceğim.' Paranın miktarı... Ve sadece 200 TL olarak olursa bunu bilmiyor bizim adı ne? 3 Haziran'da operasyon, Sırrı gözaltında, polis bir banka dekontu gösterdiği ifadede bize. Banka dekontuyla ilgili biraz sonra açıklama yapacağım. Tutuklandı Sırrı, 12 Haziran 2025 tarihinde.

Bu sefer Ömer Güngör, savcının yanında. Ömer Güngör ,14 Ocak 2025'te ifade verdi. Avukatının ifadesini eklediği beyana; müvekkil maaşlı, sigortalı işçi konumundadır. Genel müdür olsaydı imza yetkisi olurdu. Normal muhasebe işlemlerine bakar. Suçlamalarla bir ilgisi yoktur. 14 Ocak'taki ifadesi. 12 Haziran'da Sırrı tutuklandıktan sonra biz, 12 Haziran'da Sırrı'nın tutuklanmasından önceki polis, savcılık ve Sulh Ceza Hakimi sorgusunda fark ettiğimiz belgeyle ilgili, hani miktarını bilmediğimiz "para" denilen belgeyle ilgili ifade verip savunma yaptıktan sonra yazıcıların telaşıyla yeniden çağrılıp verdiği ifade şimdi:

"Barkın Atık ayıklamasında çalışıyorum. Aziz İhsan Aktaş'ı tanıyorum. Ümit Gözütop'a ait Cihangir Sağlıklı Vites şirketinin hesabından Kuveyt Türk Kuyumcukent şubesinden 5 milyon çektik. Sırrı Küçük'ü telefonla aradım. Başak Petrol'ünde parayı teslim ettim. Yanımda Ümit vardı. Sırrı bana bir laptop çantası verdi. Üzerinde TBMM amblemi vardı."

Dosyaya bakıyoruz; Aziz İhsan Aktaş'ın çalışanı değil, müdürü değil. Ümit Gözütok da savcının elinde. Şirket gibi, Ümit Gözütok. Para kimin? Ümit Gözütok'un. Parayı çeken Ümit Gözütok. Peki Sırrı'yı arayan kim? Ömer Güngör. Öyle diyor. E Sırrı aranmamış. Sırrı'nın yanına Ümit Gözütop'la geldim diyor. BAZ kayıtları iki tane elimizde; bizim derdimiz değil, onların önümüze koyduğu. Ümit Gözütop ve Ömer Güngör sadece paranın çekildiği yerde BAZ kayıtları var. Paranın teslim edildiği yerde yok. Ama var, onu da açıklayacağız.

"Paralelim" diyor, yetmiyor yalan. Olmayan paranın, olmayan müdürle bir laptop çanta karşılığında teslim etme. Aziz Aktaş diyor ki "Vekille telefonla görüştüm." İyi, HTS kaydı var mı? Yok. BAZ verisi bulunmuştur diyorum. Bu yazıcılar, vekiller, Aziz İhsan Aktaş'ın görüştüğüne dair var mı dosyada? Yok. Ömer Güngör ile Sırrı arasında bir telefon var mı? Yok. Nasıl anlaştılar bunlar? Kuşlarla haberleştiler!

Aynı Ömer Güngör, Beşiktaş davasında ne diyor? Hemen Ocak ayında: 'İçkale şirketinde çalışıyorum. İşverenim Aziz İhsan Aktaş'ın akraba olması ve iş yapması beni örgüt üyesi yapmaz. Aziz İhsan Aktaş'a ait şirketlerde çalışmadım. Bu nedenle Aziz İhsan Aktaş'ın bana emir verme durumu yoktur. Bana talimat verme yoktur.' Kısaca Ömer Güngör, Aziz'in müdürü değil. Para Aziz İhsan Aktaş'ın değil. Peki Ömer Güngör, Başak Petrol'de sinyal verebilir mi? Evet. Mesai günleri içinde eğer izinli değilse, eğer hasta değilse her gün, her saat Başak Petrol'de sinyal verebilir. Başak Petrol ile çalıştığı yerin arası, iş yerinin arası otuz üç metre. Çalıştığı iş yerinin sinyal verdiği BAZ Vodafone'a ait. Sırrı'nın sinyal verdiği BAZ Turkcell'e ait. Bu iki BAZ istasyonu aynı direkte değil. Aynı yerde iki ayrı direkte. İki BAZ istasyonu direğinin arasındaki mesafe dört yüz altmış sekiz metre. Yani Sırrı'nın Turkcell'den verdiği BAZ'ı, Ömer Güngör'ün çalıştığı iş yerinde Vodafone'da verdiği BAZ'ı alıyorum. Yazıcılar "İkisi birlikte sinyal vermişlerdir" diyor.

Bakıyoruz, İçkale ve ABT Otomobil sanayilerine, iki şirketin muhasebesine bakıyor. Otuz üç metrede olan... Bu nedenle Sırrı ile Ömer aynı yerde buluşmadıkları, BAZ kayıtları iki ayrı direkten sinyal verdikleri açıkken, mal bulmuş mağribi gibi sarılmışlar buna yazıcılar. Bu sinyal kayıtlarına diyorlar ki: "Ömer Güngör'ün bulunduğu ofis sadece iki yüz metre. Sırrı'nın sinyal verdiği yer 380 metreyken, ikisi bir arada BAZ istasyonunda sinyalleri tutuyorlar." HTS kayıtları var diyorlar; yok. Bir şey daha yok Sayın Başkanım. Bize ifade aşamasında göstermediler. Erişim engeli kalktı, dosyanın tamamını aldık. Başlığı şu: "Dosya içeriği hakkında ayrıntılı açıklama." İfadede soruldu, "Böyle bir belge var" denildi. Yok önünüzde. Bulamazsınız. Böyle bir belge yok. Ama hazırlanan sorularda Sırrı'ya sordular. "Dosya içeriği hakkında ayrıntılı açıklama" isimli belgede 06.03.2024 tarihli beş milyon ödeme, Ömer Güngör tarafından Sırrı Küçük'e Başak Petrol iş yerinde teslim edilmiştir. Gerçeğe aykırı yazılar yığını. Ya bari "Kuvvetli suç şüphesi var" deyin. Yani bir şey bulun, bir şey koyun oraya. Hani çakma dekont konulduğu gibi. Böyle bir belge yok. Dosyanızda bulamayacaksınız. Yani olmayan belgenin olmadığını bizim kanıtlamamız, olmayan suçun işlenmediğini bizim kanıtlamamız isteniyor.

Daha tuhafı, 22 Eylül eylemi yönünden soruşturma aşamasında Sırrı için "icbar yoluyla irtikap" denildi. Savcı tutuklamaya icbar yoluyla irtikaptan sevk etti. Sulh Ceza Hakimi icbar yoluyla irtikaptan tutukladı. Yırttık kendimizi adliyede. Yapmayın etmeyin. Sırrı SGK'lı bir şoför, kamu görevlisi değil. Ceza Kanunu altıncı maddesi kamu görevlisinin tanımını yapmıştır. Kamu görevlisi olmayan kişi irtikap suçunu işleyemez. "Buluyorsanız başka bir şey bulun, bari irtikaptan tutuklamayın" dedik; irtikaptan tutuklandı. Tutuklamaya itiraz ettik; itirazımız "İrtikap suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi var" diyerek reddedildi. Her tutukluluğa itirazımızda, tutukluluğun değerlendirilmesi kararlarında Sırrı irtikap suçundan tutuklu kaldı. Tutukluluğunda ısrar edildi. İddianame hazırlandı; "Ha" dediler, "Yahu irtikap olmaz. Ne yapalım? Çektiler rüşvete." E rüşvet de olmaz. "E ne yapalım? Aracılık koyalım." Sırrı şu anda rüşvete aracılıktan yargılanıyor.

Şimdi, niye aracılık suçundan yargılanıyor soru? Aziz İhsan Aktaş'ın 11.05.2025 tarihli ifadesinde bizi ilgilendiren paragraf da şu diyor: "Beşiktaş ve Esenyurt Belediyesi'nde, İETT'de, İGDAŞ'ta alacağım var. Alacaklarımın ödenmeyeceğini söylediler. Benden rüşvet istediler. Ben de verdim." Sanıklar kimler dosyamızda? Rüşveti veren Aziz İhsan Aktaş. Aracılar var. Rüşvet alan Sayın Ekrem İmamoğlu. E Beşiktaş Belediyesi, Esenyurt... 5393 sayılı yasaya göre kurulmuş, katma bütçeli, kendi başkanları var seçimlerle gelmiş. Kendi organları var, kendi harcama yetkileri var. "Rüşvet alan" dediğin kişinin orada yetkisi yok ki. İkincisi İETT kanunla kurulmuş. Kendi organları var, kendi bütçesi var, kendi harcama yetkileri var. Sayın Ekrem İmamoğlu orada da yok. İGDAŞ; yedi tane kurucu ortağı var, birisi İBB. Türk Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş, özel hukuk tüzel kişisi. Kendi organları var. Eee orada da yok. Rüşvet; yapılması gereken bir işin yapılmaması için veya yapılmaması gereken bir işin yapılması için bu işi yapana verilecek para. E bu adam oralarda yok. Niye rüşvet? Abi suç, itibarsızlaştıralım. "Rüşvete bile bulaştıralım, hadi burada da bunu yazalım" demişler. Bu iftiralardan yapabileceği bir tek şey var; dese ki "Nüfuz ticaretini kullandı." Nüfuz ticaretini kullanmak için bunu verdim. Ya hadi gelin, belki bir ara suç oluşabilir. Sınırı ne? İki yıl, beş yıl. Yatılan gün, denetimli serbestlik hesapladığımızda Sırrı'nın yeni bir suç işlemesinde sakınca yok ya da işlediği yeni bir suçun alacağı var. Şimdi bu nedenle suçun vasfı değişmiştir. Burada eğer bir yargılama yapılacaksa nüfuz ticaretinden söz edilebilir.

Aynı iftiracı, aynı ifadesinde biraz önce sordunuz, Mesut Aykın'la birlikte ne konuşuldu? Şimdi diyor ki bunlar seçimlerden bir hafta önce... Olay şu: Mesut Aykın denilen kişi ifadesinde; "Aziz İhsan Aktaş hakkında bir yazı yazdım" (aynen geçiyor hiç sakınmamış), "Bana bir Passat araç verdi. İki sene onu kullandım. Beşiktaş operasyonundan önce aracı iade ettim" diyor. "Başına iş gelmesin" diye herhalde. Bana dedi ki Aktaş: "Ahmet Özer'le problemim var. Bana dedi ki senin ihalelerini iptal ettireceğim, vermeyeceğim." Bu olay da seçimlerden on beş, yirmi gün önce oldu. Ya arkadaş, Ahmet Özer belediye başkan adayı daha. Belediyenin kimden alacağı var, kime borcu var, seçilecek mi; haberi yok, bilmez. Bilmesi mümkün değil. Gelecek diyecek ki "Bana para vermezsen, seçimde yardım etmezsen senin ihaleyi feshedeceğim. Senin alacaklarını vermeyeceğim." Yalanın büyüğü. Bunlar Goebbels'in torunları.

Peki işin aslı ne? Bir önceki dönem belediye başkanı, 23 Mart'ta belediyenin dört yüz milyon lira alacağını belediyenin alacaklılarına tebliğ etmiş. Bu rakamın yüz elli milyonu Aziz İhsan Aktaş'ın alacağıyla ilgili. Yani belediye başkanı giderayak Aziz İhsan Aktaş'ın alacağını garantiye almış. Yetmemiş; Aziz İhsan Aktaş'ın alacağından dolayı icra işleminde belediyenin 73 milyon lira parasının da üzerine parayı kilitlemiş, bağlamış. Zaten seçimlerden önce, daha seçilmeyen bir belediye başkanının olduğu dönemde alacağını garantiye almış, sonra da alacağını tahsil etmiş. Yani bir iftira atılır, bir yalan atılır ama bu kadarı da fazla. Şimdi bu büyük yalanı niye atıyor? Aziz İhsan Aktaş... Bir önceki sanıkta sayın savcım bir senet gösterdi ekrana. Aziz İhsan Aktaş karşınıza çıktığında bir boş senet hazır ettiğimizde; "Şu senedi bana alacaklı göstererek doldur" desek, o senedi doldurabilme yeteneğine sahip biri değil. Tanıdığım için söylüyorum. Yalanları atamaz. Düzgün geçsin diye sadece anlaşılır biçimde söylüyorum; çünkü okuryazar değil. Silinmez. Ama yazıcılar; "Yalan atarsan büyüğünü atacaksın ki bir işe yarasın."

Kim var yazıcıların yanında? Esas olan şu: Mehmet Sinan Koraltan. Beşiktaş operasyonunda gözaltına alındı. 2016'da yine gözaltına alındı. Ben şimdi size Mehmet Sinan Koraltan'dan söz etmek istiyorum. Muhkem'in eski ortağı, Aziz'in koordinatörü. Aziz İhsan Aktaş ile gözaltına alındı, sonra salındı. Onun aklı belli. İşte bütün iftiralar yedinci kata gelirken bu kişi tarafından kaleme alındı ve böyle geldi. Kim bu adam? Açık kanallardan sorumluluğunuzda sadece o kadarını söyleyeyim ben. Adana'da, Seyhan'da, Adana Büyükşehir Belediyesi'nde adı çıkar. Adının FETÖ soruşturmasında geçtiği yazar. Muhkem'in eski ortağı çıkar. Şimdilerde Aziz'in koordinatörüdür. Diğer aklı kim? Mustafa Mutlu. 2016'daki sonraki soruşturmalarda olduğu gibi 2025'te yapılan İBB ve daha önceki Beşiktaş soruşturmalarında da buharlaştırılmıştır. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar'ın ve Seyhan Belediye Başkanı'nın tutuklanmasının sorumlusu, bu iddianamenin dayanağı olan iftiraları yazan adam olan Mehmet Sinan Koraltan'dır. O bilir yalanın büyüğünü. Çünkü ideolojik olarak, politik olarak öyle eğitilmiştir.

Bir şey daha belirtmek istiyorum, sonra tahliye talebine geçeceğim. Aziz İhsan Aktaş İstanbul'a geldiğinde yüzde 25 ortağı olmuş Marka denilen temizlik şirketinin. İhalelere tarih sırasına baktığımızda bir tek CHP'li belediye var. Sonra derken Mehmet Sinan Koraltan ortaya çıktıktan sonra ikinci CHP'li belediyeden de ihale alıyor. Şartnamede tarif edilen araç: "Kumsal temizleme aracı." Türkiye'de iki tane var. İthalatçısı Esman. Birisi Esman'ın üzerine, birisi başka bir çöpçünün üzerine. Faturayla bankanın üzerine geçiriliyor, araç sahibi olmak zorunlu olduğu için. Bu ihaleyi alıyor. İkinci CHP'li belediye Aydın Büyükşehir Belediyesi. O dönemde peki kim var? FETÖ'yle ilgili yargılananlar var. Başka akıllar da var. O nedenle bu dava siyasi bir davadır. Bu davada feda duruşmaları yapmayacağız. Feda edilecek bu salonda hiç kimse yoktur ve feda edilmeyecektir. İkbal uğruna sadece delilleri ve ihbarlarını kullandıkları faydalı elemanlar...

Açıklamadan sonrası; yetkiye dair sunduğumuz dilekçede bir hususu belirttik. Suç yeri Başakşehir, yetkili adliye Küçükçekmece Adliyesi. Suç rüşvet; çok doğru. Bu ana kadar verilmeyen ayırma kararının verilmesi, dosyanın Çağlayan Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi ve bu eylem yönünden Çağlayan Asliye Ceza Mahkemesi'nde yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesini talep ediyoruz.

Sırrı adına tahliyesiyle ilgili ya da mevcut şu andaki duygusal durumuyla ilgili bir şey söylemeyeceğiz. İddianame hazırlandıktan sonra bugün baktığınızda karşımıza bir şey çıkıyor. Sırrı Küçük bu ülkenin eşit yurttaşıdır, öteki değildir. Öteki olarak görerek, "bir milletvekilinin şoförü" denilerek, yanına birilerini göndererek, birileri hakkında iftira atması için bu kadar süre içeride tutulması hukukla izahı mümkün değildir. Diğer sözün izahı mümkün değildir; "Anlarsınız ya" demekle yetinmek istiyorum. Suçun vasıf ve niteliğinin değiştiği biraz önce söylediğim tanımlamalar içinde açıktır. Ceza alt sınırı ve üst sınırı bellidir. Daha fazla eziyete ihtiyaç kalmamıştır, haksızlık olacaktır. Bu nedenle öncelikle tahliyesini talep ediyorum. Saygılar sunuyorum.

SIRRI KÜÇÜK'ÜN MÜDAFİİ AVUKATI İBRAHİM ERDEM'İN AÇIKLAMALARI;

Meslektaşımla bir konuda ayrışıyoruz ve o yorumuna itiraz ediyorum. Kendisi, 'Bunlar Goebbels'in torunları' dedi. Ben buna itiraz ediyorum; zira Goebbels şu an yaşasaydı Sayın Başkan, Sayın Heyet, bugünleri görür ve 'Tüm bunlar benim aklıma nasıl gelmedi?' diye hayıflanırdı. O yüzden bu konuda meslektaşıma katılmıyorum. Sayın Heyet; bundan bin yıl önce Şam'da birileri, erkek deveye dişi deve demiştir. Şu anda önümüzde bulunan ve adına iddianame denilen sayfalarda da erkek deveye dişi deve denilmekte ve bizim de buna inanmamız beklenmektedir. Nasıl ki o deve dişi değil erkek deveyse, bugün de bu sayfalar iddianame değildir; dahası hukuki bir metin bile değildir. Bunun yanında, huzurda bulunan sanıklar açısından ve sizin yaptığınız yargılamada, adil yargılanma hakkı birçok noktadan ihlal edilmektedir. Adil yargılanma hakkının ihlali bazı kişiler ve bazı kesimler için önemsiz olabilir, hatta bu kulak ardı dahi edilebilir; zira bu kişiler Anayasa Mahkemesi'ni ve kararlarını dahi tanımamaktadır. Ancak biz hukukçuysak, adil yargılanma hakkı son derece önemlidir; çünkü her şeyin temeli adil yargılanmayla başlar. Biz de mesleğimize, hukuka ve topluma karşı olan sorumluluğumuz gereği, bir sonuç alamayacağımızı bildiğimiz halde yıllarca bunları söyledik ve söylemeye de devam edeceğiz.

Nedir adil yargılanma hakkının ihlalleri? Evvela heyetiniz doğal hakim ilkesine aykırıdır; zira dava açıldığı andaki 40. Ağır Ceza Mahkemesi, şu an karşımda bulunan heyet üyelerinden oluşmamaktaydı. Yeni bir ağır ceza mahkemesi kurulamadığı için yeni bir heyet oluşturulmuş, heyet numaralandırılmış ve bu sayede adlandırılmıştır. Bununla birlikte duruşmanın Silivri'de, şu anda bulunulan bu alanda görülmesi de ayrı bir adil yargılanma ihlalidir. Evet Sayın Başkan, İstanbul'daki en büyük duruşmalar şimdilik burada yapılıyor ama buna rağmen bu durum adil yargılanma hakkının ihlalidir ve bu bizim sorunumuz değildir. 400 kişiye 4 bin sayfalık iddianame sunulması adil yargılanma hakkının ihlalidir. Burası bir hapishanedir Sayın Heyet, kıymetli iddia makamı; o yüzden burada sağlıklı bir savunma yapılamaz. Burası, sizin yargılama yapma yetkinizin de dışındadır; zira siz Çağlayan bölgesinde yargılama yapabilirsiniz. Bu sebeple bu durum adil yargılanma hakkının ihlalidir. Korkarım ki bu ihlaller devam edecektir; ancak bunlar sadece sınırlı değildir ve Sayın Mahkemenize de özel değildir. Zira henüz müvekkilim gözaltındayken adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlali başlamıştır.

Müvekkilim ve beraberinde gözaltına alınan kişiler; gerek sağlık raporu için hastane sevklerinde gerekse savcılığa sevklerinde, sanki azılı birer suçluymuş gibi teşhir edilmiştir. Ki o kişilerden biri (Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir) geçmişte beraat etmiştir. O kişiler sanki azılı birer suçluymuş gibi yanlarında ikişer polisle toplum önüne çıkarılmış, görüntüleri alınmış ve bu görüntüler basına servis edilerek günlerce kamuoyunu işgal etmiştir. Bizim bu muameleyi kabul etmemiz mümkün değildir. Her şeyden önce bu, masumiyet karinesinin ihlalidir. Biz hukukçuysak bunu kabul edemeyiz. Birileri amirlerine şov yapacak ve şirin gözükecek diye müvekkilimin de içinde olduğu şüphelilere bu muamelenin yapılmasını ne bir hukukçu ne de bir insan olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Sayın Başkan, Sayın Heyet; gerek sizin yaptığınız tutukluluk incelemeleri gerekse üst kurum aşamasında yapılan tutukluluk incelemeleri de ayrı bir hak ihlalidir. Yanlış hatırlamıyorsam beş ayrı tutukluluk incelemesi yaptınız. Hepsinde de genelgeçer ifadelerle, kopyala-yapıştır metoduyla hazırladığınız ret kararları verdiniz. Bunların hiçbirinde sanıkları özelleştirerek ayrı ayrı bir değerlendirme yapmadınız. Her ne kadar 'hepsinin ayrı ayrı tutukluluk hallerinin devamına' dediyseniz de hepsini topluca tek bir kararla bize duyurdunuz.

Bu durum en hafif tabiriyle hukuk kurallarına ve hukuk normlarına aykırıdır. Ancak benim müvekkilim, bir kişinin özgürlüğü ve mal varlığıyla yapmış olduğu pazarlık sonrasında verdiği ifadeler nedeniyle tutukluluğunun 10. ayını doldurmaktadır. Müvekkilime bir ceza verseniz dahi, bu ceza yarın onansa müvekkilim Cuma günü dışarı çıkacaktır. Buna rağmen siz, tüm tutukluluk incelemelerinde müvekkilimin tutukluluk halinin devamının ölçülü olduğuna karar verdiniz. Fakat benim bildiğim insan hakları hukuku, anayasa hukuku ve Ceza Muhakemesi Kanunu tüm bunların aksini söylemektedir. Fakültede bize anlatılan ölçülülük ilkesi ile ulusal ve uluslararası yargı kararlarında sınırları çizilen ölçülülük ilkesi; Sırrı Küçük'ün bir gün dahi tutuklu kalmasının ölçülü olmadığını ifade etmektedir. Sırrı, 30 Mayıs'ta gözaltına alındı. Yanlış hatırlamıyorsam 1 Haziran'da kollukta ifade verdik. Kollukta verdiğimiz ifadede yöneltilen suçlar; rüşvet alma, rüşvet verme ve ihaleye fesat karıştırmaktı. Savcılığa çıktığımızda ise ihaleye fesat karıştırma suçlamasının olmadığı fark edildi. Rüşvet alma ve rüşvet verme suçlamalarından dolayı savcılıkta ifade verdik. Aynı gün Sulh Ceza Hakimi'nin huzuruna çıktık; fakat bir baktık ki Sırrı irtikap suçundan soruşturuluyor. Meslektaşımın da ifade ettiği üzere orayı çok uzatmayacağım ama müvekkilim irtikap suçundan tutuklandı. Vallahi müvekkilim, muhtemelen kamu görevlisi olmadığı halde irtikap suçundan tutuklanan ilk insan olarak tarihe geçti.İddianame açıklandıktan sonra, Sırrı'ya yüklenen suçun rüşvete aracılık etmek olduğunu öğrendik. Eğer bu suçlama değişmeyecekse, bu noktadan sonra savunmamızı buna göre yapacağız; tabii değişirse bu bizi ayrıca mutlu eder.

Sayın Başkan, ceza yargılaması suç şüphesiyle başlar ve ardından bu şüpheye ilişkin deliller toplanır. Yani bir başka deyişle, delilden şüpheliye gidilir. Ancak huzurunuzdaki davada, en azından müvekkilim açısından bu ilke terk edilmiştir. Önce hedef belirlenmiş, sonra buna ilişkin delil üretilmiştir. İddia makamı, önceki Bakan Yardımcısı ve şimdiki Bakan'ın sunduğu bazı evrakları delil olarak nitelendirmiştir; çünkü kendisi beyanında kimseyi tutmadığını ifade etmiştir. Ancak terazinin bir köşesinde özgürlüğü, diğerinde ise vereceği ifadeler olan bir iftiracının soyut beyanları dışında; olay örgüsüyle ilişkilendirilemeyen, atılı fiil ile aralarında illiyet bağı kurulamayan ve bir şekilde denk getirilmiş baz kayıtları bunun örneğidir. İddia makamı; HTS kayıtlarına göre hiçbir iletişimi olmayan ve sunulan baz kayıtlarına göre aralarında en az 500 metre mesafe olduğu anlaşılan iki kişiden birinin, diğerine 5 milyon lira verdiğine inanmamızı bekliyor. İddia edilen bu olay fizik kurallarına aykırıdır. 5 milyon lira, en az 25 bin adet banknot eder. Bu parayı, yan yana gelmeden ve hiçbir iletişim kurmadan telepati yoluyla devredemezsiniz.

Sayın Başkan, şu an Sırrı ile benim aramda herhalde 5-10 metre mesafe vardır. Burada çok fazla şehir plancısı var, onlar mesafeyi daha rahat ölçer. Ben buradan Sırrı'ya şu an 200 TL uzatsam, tek bir banknotu dahi alamaz; bu fiziken mümkün değildir. Ancak iddiaya göre daha uzak bir mesafeden 5 milyon lira teslim edilmiş; bunun için insanüstü güçlere sahip olmak lazım. Müvekkilim de bunu açıkladı; şayet bu para suç teşkil eden bir para ise, bu parayı herkesin rahatlıkla görebileceği, onlarca kameranın bulunduğu bir yerde teslim etmezsiniz. Müvekkilimin ne parayı veren kişiyle ne de parayı çeken kişiyle hiçbir iletişimi olmamıştır. Bu üç kişi bir araya gelmemiştir. Buna rağmen Ömer Güngör müvekkilim ile görüştüğünü söylemiştir; ancak buna ilişkin hiçbir kayıt yoktur. Ömer Güngör'ün beyanı soyuttur, HTS kaydının olmaması ise somuttur. Hangisinin daha ağır basacağı sizin takdirinizdedir. 5 milyon lirayı gönderdiğini iddia eden kişi başkadır, bu parayı çeken kişi başkadır, parayı teslim eden kişi ise bambaşkadır. Yani tek kişiden yola çıkıp delil üretemeyince bu şekilde dolambaçlı bir yol tercih edilmiş, ancak bu hesap da tutmamıştır.

Gerek savcılıkta gerekse Sulh Ceza Hakimliğinde, iftiracının ifadelerindeki tutarsızlıklar ve çelişkiler detaylıca izah edilmiştir. Ancak bunları tekrar belirtmekte fayda var: Aziz İhsan Aktaş önce Sayın Milletvekili ile telefonda görüştüğünü söylemiş, sonra bu görüşmenin bir otelde gerçekleştiğini ifade etmiştir. Çelişki daha ilk cümleden başlıyor. Kardeşim, aynı oteldeyseniz ve yan yanaysanız neden birbirinizi telefonla arıyorsunuz? Böyle bir ciddiyetsizlik olabilir mi? Cümlenin başında 'telefonla görüştüm' diyor, cümlenin devamında ise 'bu görüşmede Mesut Aydın da yanımızdaydı' diyor. Aziz İhsan Aktaş, suç iddiasına konu paranın milletvekilinin ofisinde teslim edildiğini söylüyor; Ömer Güngör ise paranın başka bir yerde, Başak Petrol'de teslim edildiğini söylüyor. Bunu ne yapacağız? Parayı gönderen kişi Aziz İhsan Aktaş, parayı teslim eden kişi ise Ömer Güngör'dür. HTS kayıtlarına göre, paranın teslim saatlerine yakın bir zamanda bu iki kişi arasında hiçbir görüşme yoktur. 5 milyon lira para gönderiyorsunuz; insan bir arayıp 'teslim ettin mi, ne yaptın?' diye sormaz mı? Öyle bir kayıt yok. Müvekkilim ile Milletvekili arasında da bir görüşme yok. Sayın Vekilim, siz hiç merak etmediniz mi; 'Sırrı sen bu parayı aldın mı, neredesin, ne yaptın, kayıplara mı karıştın?' diye? Niye aramıyorsunuz birbirinizi? Bu HTS çalışmaları bu iddiayı çökerten bir durumdur Sayın Başkan. Bu ifadeler tamamen tutarsızdır.

Tırnak içindeki metnin orijinal içeriğini, uzunluğunu ve hukuki vurgularını tamamen koruyarak; anlatım bozukluklarını, devrik cümleleri ve ifade hatalarını düzenlediğim hali aşağıdadır:

Sonrasında işin garibi, bu Ömer Güngör bir ağır ceza mahkemesinde yargılandığı davada diyor ki: 'Aziz İhsan Aktaş'ın bana talimat verme yetkisi yok.' Ya bir karar verin; sen bu adamın talimatıyla para mı verdin, para mı teslim ettin, yoksa bu adamın sana talimat verme yetkisi yok mu? Neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor Sayın Başkan. Hadi kendi aralarındaki çelişkiyi geçtim; ifadeler kendi dahilinde dahi çelişiyor, bu çok garip. Bu çelişkiler müvekkil tutuklandıktan yaklaşık on gün sonra Ömer Güngör'den ek ifade alınarak giderilmeye çalışılmış ama o da olmamış. Ki bu zamana kadar Sırrı'nın hiçbir ismi hiçbir ifadede geçmiyor. Ha, bir bilgi notu var; ama bu bilgi bize teslim edilmedi. Teslim etmeyi geçtim, 'gizlilik kararı var, veremezler' dedik, eyvallah; ama gösterilmedi de. Bu bilgi notunu kim hazırladı? Altında kimin imzası var? Gerçekten böyle bir bilgi notu var mı? Biz bunları bilmiyoruz. Şayet siz tespit etmişseniz, siz böyle bir evrak görmüşseniz lütfen bize bunu tebliğ edin, biz de buna ilişkin savunmamızı yapalım. Velev ki böyle bir bilgi notu var; bu bir ifade değil, bu bir dilekçe değil. Bunun delil olma vasfı nerede? Hukuken bu bilgi notuna nasıl bir değer atfedeceğiz?

Müvekkilin suçlandığı, sözüm ona delillerden bir tanesi de paraya ilişkin dekonttur. Tutuklamaya itiraz kararlarımızın bazısında 'paraya ilişkin dekont var' deniliyor. Ama bu para Aziz İhsan Aktaş'ın şahsi hesabından ya da ona ait şirketlerden çekilmiş bir para değil; onunla ilişkisi olmayan üçüncü bir şahsa ait şirketten çekilmiş bir paradır. Bunu nasıl ilişkilendireceğiz? Aziz İhsan Aktaş'ın şirketlerine el koyma kararı verilmiş; ama bu paranın çekildiği şirket, el koyma kararı verilenlerden biri değil. Yani savcılık el koyma kararı verecekken bu şirketi ilişkili saymıyor; ama buradan çekilen paranın müvekkile teslimi iddiasında bu şirketi Aziz İhsan Aktaş ile ilişkili sayıyor. Bu da bir çelişkidir. Ayrıca bu şirketten bu kadar yüksek meblağda para çekilmişse o zaman şunu sormamız gerekir: Bu şirket bu parayı muhasebe kayıtlarına nasıl işlemiş? Bunun ayrıca araştırılması lazım. Biz savcılık bunu yapar diye düşündük ama yapmamış. Bu bizim bir tevsi-i tahkikat talebimiz olsun: Bu çekilen beş milyon liralık para şirket hesaplarında nasıl kaydedilmiş? Ayrıca Sayın Başkanım, bu şirketin günlük para çekme hacmi nedir? Yani bu arkadaşlar bir hafta içinde bu şirketten kaç defa ve ne kadar miktarda para çekmiş? Bunun da araştırılmasını talep ediyoruz.

Müvekkilimiz açıkladı: Bu Başak Petrol, Petrol Ofisi gibi yerlerin olduğu bölgelerden sıklıkla geçiyor, geçmek zorunda. Niye? Evinden işine ancak o yoldan gidilebiliyor. Niye? Milletvekilinin siyasi çalışmalarına onu götürürken ancak o yoldan götürüyor. Niye? Milletvekilinin bu muhasebe ofisinin o bölgede birçok mükellefi var, oralara gidip geliyor. Niye? Ömer Güngör'ün çalıştığı yer burada, sürekli oraya gidip geliyor. E o zaman bir şekilde bu baz kayıtları ile bu para çekme dekontu bir şekilde denk getirilmiş. İşte 'delil üretme' diyorum ya, bunlardan bahsediyorum Sayın Başkan. O yüzden müvekkilin ve Ömer Güngör'ün şu bir aylık baz kayıtlarını bir inceleyelim; bakalım kaç kere geçmişler oradan? Zaten daraltılmış bazın delil vasfı hiç yok, onu hiç kabul etmiyoruz da, yine de bir bakılsın.

Sayın Başkan, Sayın Heyet; dosyada yer alan bir başka gariplik de şu: Şimdi parayı teslim ettiğini iddia eden kişi Ömer Güngör, ona talimatı veren kişi Aziz İhsan Aktaş. Bunlar dosyamız kapsamında sanık. Ama bir de parayı bankadan çeken kişi var: Ümit Közütok. O niye sanık değil? Onun yaptığı bu eylem 'rüşvete aracılık etme' veya 'rüşvet parası temin etme' değil mi? Unutulmuş mu? O unutulmuş, Fatih Keleş bekletilmiş. Bu gariplik değil mi sizce? Size de garip gelmiyor mu bu? Müvekkilim de bahsetti; kendisi ve Ömer Güngör hakkında talep edilen ceza miktarı aynı. Ömer Güngör serbest, müvekkilim tutuklu. Siz tutukluluğun devamı kararlarının gerekçesinde 'tutuklama hakkında istenilen cezanın alt ve üst sınırı' diyorsunuz. E ikisi aynı. Şimdi biz buna nasıl inanalım?"

Sayın İddia Makamı, izah ettiğimiz üzere müvekkile atfedilen fiilin fiziki olarak yaşanması ve gerçekleşmesi mümkün değildir. Niye? Aralarında beş yüz metre mesafe var. 500 metre mesafeden 25 bin tane banknotu teslim edemezsiniz. Dosyada yer alan bilgi ve belgelerin hiçbir delil vasfı yoktur. Zira müvekkilin adının geçtiği Ömer Güngör'ün 12 Haziran 2025 tarihli, hani o boşluk doldurmaya yarayan ifadesi alınırken ortada avukat yoktur. Avukat eşliğinde alınmayan bir ifadeyi biz nasıl dikkate alacağız? Yani sözün özü; bu belgeler ve bilgiler tamamen iftira niteliğindedir, atfı cürüm içermektedir. Terazinin bir kefesine İhsan Aktaş'ın ve Ömer Güngör'ün özgürlüğünü, mal varlığı kazanımlarını koymuşlar; diğer kefesine de vereceği ifadeleri koymuşlar. Orada ağır gelen taraf iftira olmuştur. İşte o yüzden 'atfı cürüm' diyorum. Bizden olmayan şeyi ispat etmemizi beklediniz; biz de olmayan şeyin nasıl olamayacağını dilimiz döndüğünce ispat ettik.

Sözün özü Sayın Heyet; müvekkilim Sırrı Küçük masumdur ve bu davanın sonucu da beraattir. Tutuklamayla ilgili detaylı açıklamamızı ve detaylı savunmamızı daha sonra yapacağız ama az önce de ifade ettiğim gibi; kendisi zaten tutukluluğunun onuncu ayının içindedir, infazını doldurmuştur. Bu saatten sonra tutuklama tedbiri onun için ölçülü olmaktan uzaktır. Hakkında talep edilen cezanın alt ve üst sınırının bir önemi olmadığını, Ömer Güngör'ün serbest olmasından da anlıyoruz. İsnat edilen suç, kuvvetli suç şüphesine de dayanmamaktadır. Dolayısıyla biz kendisinin evvela tahliyesine; şayet bu mümkün değilse, herhangi bir adli kontrolle tahliyesine karar verilmesini heyetinizden talep ederiz.

Sayın Başkanım, son cümle olarak şunu söyleyeceğim: Benden önce savunma yapan meslektaşlarım ve muhtemelen benden sonra yapacak olan meslektaşlarım, bir aylık sürenin dolmasını beklemeden bir tutukluluk değerlendirmesi yapmanızı talep etti ve edecekler. Fakat siz bu konuda henüz bir görüş açıklamadınız. Ancak en azından bayramdan önce bir tutukluluk incelemesi yaparsanız ve bunu yapıp yapmayacağınızı bize söylerseniz çok iyi olur. Biz bunu sizden talep ediyoruz; yani bayramdan önce bir tutukluluk incelemesi yapmanızı talep ediyoruz.

15:15 Sırrı Küçük'ün son sözlerinin ardından, sıra avukatlarına geldi. Küçük savunmasını şöyle bitirdi:

"Kızımla oynamak, kızımla uyumak istiyorum. Ailemle kaybettiğim günlerin telafi etmek istiyorum. Adli kontrol şartları ne olursa olsun, dilerseniz yurt dışı, dilerseniz imza ne olursa olsun ben sizden 5 yaşındaki kızıma kavuşmak istiyorum."

15:10 Rüşvet verdiği iddiasına ilişkin olarak Küçük, Başak Petrol'de kameraların olduğu yerde para almasının mantığa aykırı olduğunu söyledi. Küçük "Ben salak mıyım binlerce kamera ortasında para alayım. 5 milyon bir valiz dolusu para edermiş, avukatım söyledi. Alıp da cebime koyacağım bir para değil" diye konuştu.

SIRRI KÜÇÜK İLE MAHKEME BAŞKANI ARASINDA GEÇEN KONUŞMA ŞÖYLE;

Mahkeme Başkanı: Bu şundan bahsetmedin ifadende. Mustafa Selanik mahlaslı. Kim bu şahıs?

Sırrı Küçük: Efendim, Mustafa Selanik mahlaslı şahsı ben Twitter'dan tanırım. Bir defa da görmüşlüğüm vardır. O görmüşlüğüm de bir arkadaşımla Akbatı'da alışveriş merkezi var, orada bir kafe var. Orada arkadaşım dedi ki 'Türkiye Gerçekleri geçiyor' diye böyle gösterdi. Vallahi efendim hani siyaset olarak algılanmasın ama ben 'Türkiye Gerçekleri' denilince böyle iyi bir kuşam, yerinde birisi olanı beklemedim açıkçası. Böyle daha hani bizim köy insanı gibi bir şey bekledim. Durumu kötü bir vatandaş bekledim. 'Biz Türkiye Gerçekleri, ne alaka ya? Bu Türkiye gerçeklerini yansıtmıyor' dedim. Dedi ki 'Ya yanlış anladın, bu Twitter'da Türkiye Gerçekleri diye hesabı var' dedi. Belki o gün o anda takip etmeye başladım ama gerçekten Türkiye gerçeklerini yansıtmadığına eminim yani.

M.B.: Şahsı tanıyor musun sen?

Sırrı Küçük: Şahsı tanımıyorum, sadece bu şekilde. Tabii tabii sosyal medyadan gördüğüm kadar efendim.

M.B.: Şahsın ifadesi alınmış. Esenyurt seyahatindeki o buluşmayı ifadesinde anlatıyor.

Sırrı Küçük: Diyor ki 'Ben Esenyurt Otel'de Aziz İhsan Aktaş'la, Özgür Karabat'la görüştüm. Onları baş başa bıraktım.' Ama siz de ifadede görürsünüz ki orada Sırrı Küçük ismi geçmiyor. Biraz önce de bahsettiğim gibi; sayın vekilimizi ben Esenyurt Sheraton Otel'e götürdüğümde sayın vekilimizin arkasından 'Nereye gidiyor? Ne yapıyor?' diye bakacak halde değilim. Bırakırım. Aracımı çıkış pozisyonuna çekerim. Aracımın arkasında yiyeceğim, içeceğim bir şeyler varsa alırım onları yerim. Vekilimizin inmesini beklerim. Biraz önce de söyledim; ben cezaevine girmeden önce 74 kiloydum. Cezaevine girdim, 58 kiloya düştüm.

M.B.: Görüşmesinden bilgim yok diyorsun…

15:00 CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat'ın şoförlüğünü yapan Küçük şunları söyledi:

"İstanbul bizim seçim bölgemizdir. İstanbul içinde birçok noktada birçok etkinliğe sayın vekilimizi götürmüşümdür. Size şunun yeminini edebilirim: Sayın vekilimiz benim yanımda bir yerde para alışverişi için kimseyle görüşmemiştir"

14:45 Savunmasına başlayan Küçük, 285 gündür tutuklu olduğunu belirterek, cezaevindeki koğuşunda yaşanan kavgaları anlattı. Can güvenliği endişesi nedeniyle günlerce uyuyamadığını belirten Küçük, "Bir hükümlü, diğer hükümlünün boğazını kesti. Korkudan günlerce banyoya gidemedim. Kendi bölmemde ağladım" dedi.

14:30 Tutuklu sanıklar izleyiciler tarafından "Sizi seviyoruz" sözleriyle karşılandı. Duruşma "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganıyla başladı. Savunmasını yapmak üzere kürsüye gelen Sırrı Küçük, duruşma salonuna kızının fotoğrafını gösterdi

14:20 Verilen ara sona erdi. Tutuklu sanıklar salona getiriliyor. Duruşma, Sırrı Küçük'ün savunmasıyla devam edecek

13:00 Okur'un ardından söz alan avukat Ali Başar Temiz, Aydöner hakkında tahliye talep ederek "Müvekkilim ve ifadesi biten tüm sanıklar hakkında hepsinin tahliyesinin verilmesini talep ediyorum" dedi. Avukatların savunmasının ardından mahkemeye 1 saat ara verildi. Duruşma 14.00'da devam edecek

12:40 Aysun Okur, müvekkili Bulut Aydöner'in siyasi bir partiyle ilişkisinin olmadığını sadece CHP PM üyesi Baki Aydöner'in kardeşi olduğunu belirterek "Müvekkilimin artık Danış'ın kurgu senaryosunun sunduğumuz delillerle çökmesi nedeniyle tahliye edilmesi gerekmektedir. Müvekkilim bakımında irtikap suçunun işlendiğine dair hiçbir delil bulunmamaktadır." dedi

12:20 Aydöner'in avukatı Aysun Okur, müvekkilinin tutuklanmasına neden olan Serbülend Danış'ın emniyet ifadesinde "Ekonomik olarak zor durumdayım" dediğini hatırlattı ve Danış'ın 5 milyar liralık hesap hareketleri dökümünü mahkemeye sunarak, "Savcı bunu nasıl görmezden gelmiştir" dedi ve suç duyurusunda bulundu.

11:55 Bulut Aydöner'in savunmasının bitmesinin ardından mahkeme başkanı ve duruşma savcısının sorgusuna geçildi. Hakimin senetlerle ilgili sorusuna Aydöner, "Ben böyle bir senet düzenlemedim." yanıtını verdi. Aydöner, savcının sorusu üzerine ise hakkında ifade veren Serbülend Danış'la ilgili "Yalan beyan veren evrakta sahtecilik de yapar" ifadelerini kullandı

11:35 İnsan hiç yargılanacağına sevinir mi? Belirsizlik ortadan kalktığı için ben sevindim. Aynı suçlardan iki kez tutuklanan biri olarak karşınızdayım. Eylem 30 hakkında yengem Melek Köse'nin dairesi olmasından başka diyeceğim bir şey yok. Eylem 32'de ise söz konusu ticaret için emir almam söz konusu değildir. Abim Baki Aydöner'in Hasanoğlu şirketimle bir alakası yoktur.

11:20 Aydöner, "Beni burada tanıyan yoktur. Ancak emniyet döneminde ve cezaevinde avukat kabininde denk geldiğimizde tanıştık. Cezaevinde 3 kez koğuş değişikliği yaşadım. Maalesef cinayet koğuşunda kalıyorum" dedi.

11:00 Bulut Aydöner tutuklanmasına giden süreci anlattı:

"Benim hakkımdaki iddialarına ilişkin tek doğru var. Biri beni tanımadığı diğer şirketime ve unvanıma dair belirttiği detaylar. Serbülent Danış yalan beyanlarla beni tutuklattırdı. İlk ifadesinde beni hatırlamayıp, abim tutuklandıktan sonra ikinci ifadesinde beni hatırladığını söylüyor"

10:45 Savunmasına başlayan Bulut Aydöner savunmasına delilsiz belgesiz, yalan beyanlarla tutuklandığını söyledi. Aydöner, şirketin her işleminin yasal olarak ilerlediğine dair belgeleri mahkemeye sundu. Eylem 32'deki iddialara yanıt veren Aydöner, "Abim Baki Aydöner'in bana talimat vermesi söz konusu değildir. Esnafın partisi olmaz. Çevreme hangi partiye mensupsun diye sormaya gerek duymadım" diye konuştu.

Duruşma salonunda görevli jandarmaların, yakınlarıyla el sallayarak selamlaşan bazı sanıklara yönelik fiziksel müdahaleleri sonrasında, avukatlar ve mahkeme başkanı arasında şu diyalog yaşandı:

Avukat: Yani siz duruşmaya başlamadan sayın Başkan, salon gerim gerim gerildi. İzleyicileri selamlamak açısından bu çok sağlıklı bir durum değildi. Bu konuda talimatı verecek olan sayın Başkan sizsiniz. Veya başkasıysa, kolluk kuvvetleriyse, en azından ailesini selamlama noktasında bir mahsur olmadığına dair bir talimat verilirse bunun fayda sağlayacağını düşünüyorum. Sizin takdirinize sunuyorum.

Mahkeme Başkanı: Kayıtlara bakıp değerlendirelim, usule aykırı bir hareket var mı diye? Ya şöyle; el sallamakta tabii ki mahsuru yok. Yani sorun o değil…

10:30 Gerginliğin ardından tutuklu sanıklar duruşma salonuna yerleşti. "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarının atıldığı duruşma salonuna mahkeme heyeti de geldi. Bulut Aydöner savunmasına başlıyor. Mahkeme başkanı, jandarmaya "El sallayanlara müdahale etmeyin" talimatı verdi

10:05 Dilek İmamoğlu'nun tutuklu kardeşi Cevat Kaya, jandarmalara tepki gösterdi. Kaya, jandarmaların izleyicileri selamlamasını engellemesine "40 yıldır bu ülkeye vergi ödüyorum. Bana insan gibi davranın" diyerek tepki gösterdi.

10:00 Tutuklu sanıklar duruşma salonuna alkışlarla geldi. Bu sırada seyircilere selam vermeye çalışan Yavuz Saltık, jandarma tarafından ittirilince gerginlik çıktı. Avukatlar jandarmaya tepki gösteriyor.

09:45 İBB Davası'nda 3. gün başlıyor. Basın mensupları ve avukatlar duruşma salonuna alındı. Tutuklu sanıklar ile mahkeme heyetinin gelmesi bekleniyor. Dava tutuklu iş insanı Bulut Aydöner'in savunmasıyla başlayacak

İLK SAVUNMAYI CHP'Lİ ERDOĞDU YAPTI

Dosyada ilk savunmayı dün eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu yaptı. Erdoğdu'nun savunmasının ardından mahkeme heyeti duruşmayı bugüne erteledi.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —
G-DT9JLG88B3