Tarih: 13.01.2026 22:02

'Erdoğan, emekli kelimesini unuttu, ağzına almıyor'

Facebook Twitter Linked-in

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, özellikle gençlerin yoğun tepki gösterdiği yurt dışı e-ticaret alışverişlerindeki gümrük muafiyeti limitinin 150 eurodan 30 euroya düşürülmesini gündemine aldı.

Hükümetin "esnafı koruma" gerekçesiyle savunduğu düzenlemenin arkasında başka bir neden yattığını öne süren Özel, bu kararın Donald Trump'ın Çin'e uyguladığı izolasyon politikasına destek vermek ve Trump'a "yarenlik etmek" amacıyla alındığını savundu. Düzenleme sonrası yurt içindeki ürün fiyatlarının fahiş oranda arttığına dikkat çeken Özel, gençlerin teknolojik ve hobi ürünlerine erişiminin imkansız hale getirildiğini belirtti.

Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

Birazdan emeklilerle ilgili çok kapsamlı, uzun, bütün meseleyi çözüm önerileriyle birlikte konuşacağımız bir grup toplantısını, adeta emeklilere özel bir grup toplantısını yapacağız. Ancak bir yandan Adalet ve Kalkınma Partisi de grup toplantıları yapıp grup toplantısında teknolojik imkanlardan yararlanıp ülkenin Cumhurbaşkanı sıfatıyla gelip de burada bir partinin genel başkanlığını yaparken CHP gibi bir partiye iftiralar hakaretler dönüp doluşup kendi yaptığını CHP'yi suçlayan bir dil var. Sayın Erdoğan'a söyledim. Hak etmediğini duyarsan hak ettiğini duyarsın...

Erdoğan'a yapıldığında yurt dışından destek istemek meşru, Ekrem İmamoğlu'na yapıldığında darbe dediğimizde, bizi dünyaya şikayet ediyor, diyorlar. Ben, Avrupa'daki kardeş partilerime, Türkiye'de yaşanan bir yargı darbesidir. Bunu ülkenizde doğru anlatın Erdoğan'ı demokrasiye davet edin dedim. Çin'in 8 milyon tirajlı gazetesine de anlattım. Türkiye'de yapılan darbedir ve buna teslim olmayacağız.

Duyan duymayana söylesin, gören görmeyene anlatsın. Erdoğan'a yapıldığında gidip yurt dışından destek istemek meşru; Cumhuriyet Halk Partisi'ne, Ekrem İmamoğlu'na yapıldığında, dışarıya gidip de Türkiye'de yapılan bir yolsuzluk operasyonu değildir, Türkiye'de yapılan yargı eliyle bir darbedir, mevcut Cumhurbaşkanının gelecek Cumhurbaşkanına, mevcut iktidarın bugün gücünü kullanarak geleceğin iktidar partisine yaptığı darbedir dediğimizde, bizi gidip de oraya şikayet ediyorlar.

Geçmişte kimin Türkiye'yi şikayet ettiğini, Türkiye'yi mahkemelere verdiğini, tazminat taleplerinde bulunduğunu... Kimin? Ben mesela tutup da İngiliz'den, Amerikalıdan Türkiye'yi kınayan bir açıklama yap, bunu da gelelim burada gazetelere manşet yapalım falan demedim. Ben Avrupa'daki kardeş partilerime; "Türkiye'deki bir yargı darbesidir, ülkenizde bunu doğru anlatın. Erdoğan'ı güvenlik kaygılarıyla pazarlık edilecek birisi olarak değil, demokrasi zeminine davet edilmesi gereken bir siyasi muhatap olarak görün" dedim. Demeye de devam ediyorum.

Dünyanın öbür ucunda 50 kişiye yayın yapan bir radyo varsa ona da anlatırım. Türkiye'de yapılanlar darbedir, bu darbeye teslim olmayacağız.

"ERDOĞAN WASHİNGTON'I KIZDIRAN ANTİ-AMERİKANİZMİN FATURASINI CHP'YE KESTİ"

Şimdi gelelim, gelelim... Biraz önce de vardı ama tarih önünde Türk basınının amiral gemilerinden bir tanesi Milliyet. Tam manşet. 2005 yılının 6 Haziran günü. Erdoğan ABD'ye uçarken anti-Amerikancılığa karşı net tavır aldı. "Talihsizlik, Cumhuriyet Halk Partisi'nin ABD karşıtı olması." Erdoğan Washington'ı kızdıran anti-Amerikanizmin faturasını CHP'ye kesti. "Bu ilk defa çıkmadı, talihsizlik ana muhalefetin de bu çizgide olmasıdır" dedi.

"SENİN İÇİN UTANÇ BİZİM İÇİN ONUR VESİKASIDIR"

Erdoğan; işte bu, o günkü halini de bugünkü halini de gösteren... İşte bu, o günkü durumunu da bugünkü durumunu da gösteren, tarihin önünde ne olduğunu altın harflerle kazıdığın, senin için utanç, bizim için onur vesikasıdır. Bizim için onur vesikası.

"O AYIPLI LAFIN ALTINA TÜM PARTİ İMZA ATAR BAŞTA ERDOĞAN"

Ayrıca bir yandan da halen daha bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta Meclis'te AK Parti'nin Grup Başkanvekili, Adalet ve Kalkınma Partisi adına orada konuşan, söz söyleyen, bütün işlemlerde parti adına o oturumda, o birleşimdeki en yetkili kişi tuttu ve dedi ki; güya bizi eleştirecek, "Suriye'de Müslümanlar ölürken ses çıkarmayanlar, Alevi katliamı var diye şimdi konuşuyorlar" dedi.

Arkadaşlar, Grup Başkanvekilimiz bunu fark etti ve büyük bir siyasi olgunlukla dedi ki; "Bunu düzeltin. Çünkü ağızdan çıkan laf bazen olmadık bir yere gider, orada olur." Döndü dedi ki; "Yanlış bir şey söylüyorsun, bunu düzelt" dedi. Hanımefendi düzeltmedi, direndi.

Şimdi bütün Türkiye'de bu konuda, Alevi canlarımızın canını yakan bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi uyarımıza rağmen "Hayır arkasındayım" diyor. Alevileri Müslüman'dan saymayan, Cumhuriyet Halk Partisi'ne iftira atacağım derken Suriye'deki Alevi katliamını meşrulaştıran, acayip, tutulacak hiçbir yanı olmayan bir şey. Ve dün Ömer Çelik çıkmış televizyon karşısına, parti adına bir düzeltme bekliyorsun, abuk sabuk laflar çeviriyor. Bir, bir buçuk aylık polemiklerden bir şey çıkarmaya çalışıyor.

Bu hanımefendiyi halen daha görevde tutmaya devam ederseniz, o ayıplı lafın altına tüm parti imza atar, başta Erdoğan. Başta Erdoğan!

"IRAK OPERASYONU İÇİN TEZKERE SÖZÜ VEREN ERDOĞAN"

Ha bir de o hanımefendiye söyleyeyim; "Müslüman kanı akarken ses çıkarmamak" falan... Tövbeler olsun, böyle bir lafı söyleyene yazıklar olsun da... 1 Mart 2003. Erdoğan, o Amerikancı Erdoğan, "CHP'nin ABD karşıtıdır, talihsizliktir" diyen Erdoğan; iktidara gelmeden önce, iktidara gelmeden önce partisinin genel başkanıyken Amerika'ya gidip biat sözü veren Erdoğan... Karşılığında Irak operasyonu için tezkere sözü veren Erdoğan...

"AK PARTİ MİLLETVEKİLİ VE TÜM CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU OY KULLANDI MANİ OLDU"

1 Mart'ta kapalı oturumda, Cumhuriyet Halk Partisi Irak operasyonu için Mersin Limanı'ndan Amerikan askerinin gelmesini, geçip Irak'a bizim sınırımız üzerinden kara operasyonu yapmasını engellemek için Cumhuriyet Halk Partisi 22. Dönem Grubu çırpındı. 99 AK Parti milletvekili o gün bizimle birlikte oy kullanarak o tezkerenin geçmesine; Amerikan postalının Mersin'den basıp güneye, Güneydoğu'yu kirletmesine, Irak'ta gidip 1,5 milyon Müslüman kanı akıtmasına, bu ayıba ortak olunmamasına bu Meclis'te o günkü 99 AK Parti milletvekili ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi grubu oy kullandı, mani oldu.

"TÜRK MİLLETİNİN HAKKINI VE MENFAATİNİ SONUNA KADAR KORURUZ"

O 99'dan bir tanesini daha, bir tanesini siyaseten var etmedi, hepsini yok etti. Hepsini yok etti. Şimdi buradan 22. Dönem yaşayan tüm milletvekillerimizi hürmetle, hayatta olmayanları rahmetle anıyorum ve diyoruz ki: Biz Amerika'nın her türlü emperyalist ve kirli oyununa karşı Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk milletinin hakkını ve menfaatini sonuna kadar koruruz. Amerikancılık da sana kalsın!

"SEN BOP'UN EŞ BAŞKANISIN"

Çünkü, çünkü ben; anti-emperyalist mücadeleyle vatanı yedi farklı işgal ordusundan temizleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin genel başkanıyım, sen BOP'un eş başkanısın! Bununla övünüyorsun.

"ÇOKLU MAKAM BOZUKLUĞUYLA BÜYÜK VE İÇİNDEN ÇIKILAMAZ KRİZLERE SÜRÜKLENİYOR"

Türkiye 2018'den bu yana artık bütün yetkileri bünyesinde toplayan, maalesef aynı dolma kalem aynı mürekkeple sabah vali öğleden sonra il başkanı atayan, aynı mürekkeple kaymakam ilçe başkanı atayan, hem bir partinin genel başkanı hem Cumhurbaşkanlığı yapan birinin artık çoklu makam bozukluğuyla büyük ve içinden çıkılamaz krizlere sürükleniyor.

"İĞNEDEN İPLİĞE GELEN ZAMLAR HEPİMİZİN BELİNİ BÜKTÜ"

Bir ekonomik kriz içindeyiz ki tek adam rejimi başladığından beri bitmek bilmiyor. Bunun yanında yargı krizi, sosyal krizler, her bir tanesi bu ülkenin canını ayrı ayrı yakıyor. Bugün asgari ücretliler, emekliler, çiftçiler tarihin en borçlu dönemini yaşarken yüksek faiz, yüksek enflasyon, iğneden ipliğe gelen zamlar hepimizin belini büktü.

"AK PARTİ İLE MİLLETİN ARASINA GİREN MESAFEYİ GÖRMEK LAZIM"

AK Parti'nin bu sıkıntıları çözecek kadroları da, becerisi de, enerjisi de yok. Öyle bir ihtimal yok artık. O yüzden AK Parti ile milletin arasına giren mesafeyi görmek lazım. Ve Cumhuriyet Halk Partisi gerçek siyaseti meydanlarda, sokaklarda, vatandaşın yanında yaparken; kışın sıcak, yazın serin salonlardan polemik yapanların ürettikleri siyaseti de utanarak izliyor.

"ADAM KATAR EMİRİNDEN ALDIĞI ALTIN TABAKLARI SERGİLEYECEKMİŞ"

Millet bu haldeyken Erdoğan bambaşka bir alemde. Geçen gün bir konuşma yapmış, not önüme geldi inanamadım. İnanamadım. "Bu fakirin" diyor, "İstanbul'da bir müzesi var." Hangi fakirin? Erdoğan fakir? İstanbul'da bir yer almış, metruk haldeymiş, yaptırıyormuş... Oraya müze yapıp kendisine verilen hediyeleri sergileyecekmiş. Bu salondaki emeklinin, bu salondaki emeklinin tabağına koyacak yemeği yok, adam Katar Emirinden aldığı altın tabakları sergileyecekmiş.

"CUMHURBAŞKANININ MÜZESİ OLMAZ KARDEŞİM"

Ve diyor ki, ve diyor ki; Katar Şeyhinden aldığı altın tabağı sergileyecek, kendisine verilen hediyeleri sergileyecek. "Fakirim ben" diyor. "Bu fakirin" diyor "bir müzesi olacak artık." Sen kimsin? Sen Cumhurbaşkanısın. Cumhurbaşkanının müzesi olmaz kardeşim. Atatürk'ün müzesi mi var? İnönü'nün müzesi mi var? Hangi Cumhurbaşkanının müzesi var? Cumhurbaşkanına ne verildiyse devletin müzesinde durur, devletin müzesinde!

"SEN KASIMPAŞA'DA MÜZE AÇMAYA DEVAM ET BİZ O KASIMPAŞA'YA ASLANLAR GİBİ HİZMET ETMEYE DEVAM EDİYORUZ"

Kendi kendini ihbar ediyor. Yalvardık yalvardık siyasi ahlak yasası çıkaralım diye. Bunu Sayın Davutoğlu desteklediğinde "Siyaset yapacak bir il başkanımız, bir ilçe başkanımız kalmaz" deyip tarihin en büyük itirafında bulunmuştu. Sayın Davutoğlu "hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim" dedi, siyaseten Sayın Davutoğlu'na karşı operasyonu bu sözleri başlattı. "Binali Yıldırım'a bin Ali değil..." deyip topla imzaları, "indireceğiz Davutoğlu'nu" deyip siyasi ahlak yasasına direnen, o ahlak yasası çıksa milletvekiline verilecek hediye belli, Cumhurbaşkanına verilecek hediye belli, hangi tutarın üzeri kayda tabi, hangisi devletin müzesine konur hepsi belli. Bunları yapmamış, şimdi "bu fakir müze açacakmış Kasımpaşa'da." Vallahi sen Kasımpaşa'da müze açmaya devam et, biz o Kasımpaşa'ya aslanlar gibi hizmet etmeye devam ediyoruz, Beyoğlu Belediyesi ile, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile.

"NE KONUŞUYORSUN SEN KASIMPAŞALI?"

Biz Kasımpaşa'da emekli evleri açıyoruz. Biz Kasımpaşa'da emekli lokalleri açıyoruz. Kasımpaşa'daki okula su sebili koyuyoruz ki zenginin çocuğu kana kana su içerken fakirin çocuğu Kasımpaşa'da okulun tuvaletindeki çeşmeyi ağzını dayamasın diye. Ne konuşuyorsun sen Kasımpaşalı?

"EMEKLİ KELİMESİNİ UNUTTU AĞZINA ALMIYOR "

Sayın Erdoğan bir kelimeyi unuttu. Bir kelimeyi. "Tarayın" dedim geriye doğru, yok. Hangi kelime? Emekli. Emekli kelimesini unuttu, ağzına almıyor emekli kelimesini. Lügatından silmiş. Onun için emekli yok, asgari ücretli yok. Ama biz bu ülkenin yoksullarını onların insafına bırakmayacağız. Tüm dertleri, sıkıntıları, çözümleri ayrı ayrı konuşacağız. Bugün bu salonda Türkiye'deki tüm emeklileri temsilen kendileri grubumuz Meclis'i terk etmeme kararı aldığında harekete geçen, bu eylemliliği destekleyen, bugün de buraya koşan gelen emekliler var. Hepinizin karşısında Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla ve hürmetle eğiliyoruz.

"SİZİN İÇİN SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ"

Emekliler grup salonunda "emekliyiz haklıyız kazanacağız" diye sesleniyorlar, seslerini yükseltiyorlar. Ben iki emeklinin bir evladı olarak, bu boğazından devlet memurunun aldığı maaş, emeklinin aldığı maaş, sonra da Sosyal Güvenlik Kurumuyla yaptığı sözleşmeyle devletin ödediği ilaç faturaları dışında boğazından bir kuruş geçmemiş, boğazından geçen her kuruş, evladının boğazından geçen her kuruş da bu devletin emeği olan, bu devleti var eden sizlerin emeği olan partinin genel başkanı olarak söylüyorum: Sizin onur mücadeleniz hepimizin onurudur! Sizin için sonuna kadar mücadele edeceğiz.

"PLANLAYARAK YAPTILAR"

Şimdi kısaca hatırlayalım. Söylüyoruz, kızıyorlar, kızmaya devam edecekler. Adalet ve Kalkınma Partisi emeklinin düşmanıdır.

Emeklinin düşmanıdır, zenginin dostudur. Geldiklerinde, geldiklerinde ilk laf, ilk lafları şu olmuştu: Emekliye milli gelirden pay vermeyeceğiz, zira emekli milli geliri arttıran değil azaltanlardır diye tanımlama yaptılar ve büyümeden pay vermemeyi sistematik olarak, kararlı olarak, planlayarak yaptılar.

"EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 1,5 ASGARİ ÜCRETTİ"

Onlar geldiğinde en düşük emekli maaşı 1.5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücret 28.000 lira. 1.5 asgari ücret 42.000 lira. Bu salondaki herkes biliyor ki, AK Parti gelmese, emekliye hiç ilişmese, hiç karışmasa, emeklinin düşmanı olmasa, emekli milli gelire katkı yapan değil azaltan unsurlardır ayıbının sahibi olmasa, bugün beğenmediğimiz asgari ücretin 1,5 katını alarak en az 42.000 lira alıyor olacaktık.

Bu ülke rahmetli Ecevit, rahmetli Mesut Yılmaz ve Sayın Devlet Bahçeli'nin beğenmedikleri, her fırsatta yerdikleri üçlü koalisyon döneminde son verdiği en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 42.000 lira bugünkü asgari ücretli olması gereken tutar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her yönüyle bunları çalışıyoruz.

"ANADOLU'DA ALTIN HESABI ŞAŞMAZ"

Ben söylüyorum, kızıyor. Diyor ki "Çıkmış Anadolu'yu geziyor, sarraf sarraf dolaşıyor, altın hesabı yapıyor." Bırak o hesabı diyor. Şunun hesabını ver diyor. Niye bırakacağım o hesabı? Her hesap şaşar Anadolu'da, altın hesabı şaşmaz. Sen istediğin kadar anlat. İstediğin kadar anlat. Git Anadolu'ya, sor teyzeme hesabı altın hesabıyla yapar.

"EMEKLİNİN KAYBI AYDA 6 ÇEYREK ALTIN"

O beğenmedikleri üçlü koalisyonun, o koalisyonun dönemindeki ekonomik krizden gelip de çözülmekte olan ekonomik krizin üstüne gelip de iktidar olup da dönüp dönüp oraya kötüledikleri o koalisyon son verdiği emekli maaşıyla, en düşük emekli maaşıyla 8 tane çeyrek altın satın alınabiliyordu. 8 çeyrek altın. Bugün verdikleri, teklif ettikleri emekli maaşı 2 çeyrek altın almıyor. 2 çeyrek altın almıyor. Yani emeklinin kaybı ayda 6 çeyrek altın. Şaka değil. Şaka değil. Bugün bir emekli ya, bir emekli gitse kuyumcudan bir çeyrek altın alsa, eve varırken baksa cebinde yok, aklı çıkar yol boyunca gider arar nerede düşürdüm ben bunu diye. Öyle değil mi? Ama bugün bir emekli değil, her emekli. Bir çeyrek altın değil, 6 çeyrek altın. Bir sefer değil, her ay kaybediyor. Bir şey kusura bakmasın emekliler ve bunu bilsin bütün Türkiye; bir şey nerede kaybedildiyse orada bulunur. Madem 6 çeyrek altını her ay için bir seçim sandığında kaybettik, ilk seçim sandığında gidip orada bulacağız!

"5 MİLYON KİŞİYE ÇIKTI EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞINI ALANLAR"

Sefaletin, sefaletin nasıl büyüdüğüne bir örnek daha vereyim. Daha Temmuz ayında, bu sene Temmuz ayında devletin resmi rakamıyla en düşük emekli maaşı alanların sayısı 3.7 milyondu. Şimdi 4.9 milyon. Yani 6 ayda 1.2 milyon kişi daha en düşük emekli maaşı alanlar hanesine eklendi. 5 milyon kişiye çıktı en düşük emekli maaşını alanlar.

Biz böyle bir sefalet üzerine hem asgari ücret hem de emekli maaşları için çalıştık, teklifimizi yaptık. Dedik ki asgari ücret 39.000 lira olmalıdır, emekli maaşı da bir asgari ücret olmalıdır. Asgari ücrette en düşük emekli maaşı da 39.000 lira olmalıdır. Çalıştık, kaynağı hazırladık. Teşvik paketini hazırladık. Dedik ki asgari ücrete zam verirken küçük esnafı, belli sektörleri korumalıyız. 10.000 lira, 5.000 lira, 4.000 liralık SGK prim desteklerini hazırladık, götürdük gösterdik. Dediler ki bunu yapamayız.

"6 GÜNDÜR GECE GÜNDÜZ ORADALAR"

Asgari ücret tarihte ilk kez açlık sınırının altında açıklandı. Açıklandığı gün açlık sınırı 30.000 liraydı, 28.000 lira açıklandı. Emekli maaşı da enflasyon farkıyla 18.938 lira açıklandı. İnanamadık, böyle bir şey olmaz dedik. Grup başkanvekillerimizle değerlendirdik. Dedim ne yapıyorlar? Bir şey yapmıyorlar. Ne görüşüyorlar? Trafik Kanunu görüşüyorlar. Müdahale etmeyecek misiniz? Dediler ki biz buradayız ama AK Parti birazdan kapatır gider. Konuştuk, grubumuz hep birlikte, oy birliğiyle, büyük bir azimle emekliler için mücadeleye, dikkatleri Meclis'e çekmeye ve emekliler için Meclis'te nöbet tutmaya karar verdi. 6 gündür gece gündüz oradalar.

Altı gündür gece gündüz oradalar. Türkiye'nin gündemine oturttular. AK Parti hazımsızlıkla etmedik hakaret bırakmıyor milletvekillerimize. Aslında onlar bu meselenin gündeme gelmesini, konuşulmasını, haber olmasını, yani sizlere yaptıkları zulmün daha çok görülmesine, duyulmasına dayanamıyorlar, hazımsızlık yapıyorlar. Çatlasalar da patlasalar da emeklinin arkasında durmaya devam edeceğiz.

"BAHÇELİ EMEKLİLERE VERİLEN ÜCRETİ SÖYLERKEN 'SEFALET ÜCRETİ' DEDİ"

Ve burada büyük bir... Burada önemli bir gelişme ve emekliler açısından da, Türkiye demokrasisi açısından da, meclisin itibarı açısından da; maalesef bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube sistem, milletle devletin arasına bir saray koydu. Bu yüzden de millet kendi meclisinden de soğudu. Buradan bir şey ummuyor. Ama bugün Sayın Bahçeli konuşmasında emeklilere verilen ücreti söylerken "sefalet ücreti" dedi.

"MECLİSTE ARTIK AZINLIK DEĞİLSİNİZ ÇOĞUNLUKSUNUZ"

Burada büyük, büyük, büyük bir fırsat var. Burası milletin meclisi. Ana muhalefet partisi 7/24 nöbette. Hep birlikte buradayız. En iyi iyileştirme için mücadele edeceğiz. Bin lira verelim diyorlar, bin lira harçlık verir gibi. 20 bin yapalım diyorlar. Sonuna kadar itiraz edeceğiz. Ancak, ancak buradaki fırsat şudur arkadaşlar: Ana muhalefet eylemde. DEM Parti bizim kadar sert eleştiriyor bunu. İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi hepsi bu sefalet maaşına itiraz ediyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Bir de Milliyetçi Hareket Partisi buna sefalet dedikten sonra, bir şey söylüyorum emekliler; siz bugün herkes samimiyetle lafının arkasında durursa bu mecliste artık azınlık değilsiniz, çoğunluksunuz, çoğunluksunuz!

"İYİ BİR TEKLİF GETİRİRSE GRUBUMUZ İKİ ELİNİ BİRDEN KALDIRIP OY VERİR"

Buradan, buradan Sayın Bahçeli'ye saygılarımı sunuyorum. Tüm genel başkanlara saygılarımı sunuyorum. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi iyi bir teklif getirirse grubumuz iki elini birden kaldırıp oy verir. Eğer getirmezlerse; bu meclis sarayın memuru değil ki. Bu meclise her parti ayrı ayrı teklif verebilir. Ortak teklif verebiliriz. Bütün milletvekilleri altına imza atabiliriz. Ve bu 20 bin liraya mademki sefalet diyoruz, mademki Sayın Bahçeli de bugün buna sefalet maaşı dedi; getirelim, emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim, asla altında olamaz diyelim, oylarımızı verelim, emekliyi de kurtaralım, meclisin itibarını da kurtaralım.

"HEM DİRENMEYE, MÜCADELEYE HEM DİYALOĞA DEVAM EDECEĞİZ"

İşte "insanca yaşamak istiyoruz" diyen emeklinin bu meclisteki sesini duymak ve bu mecliste tarihi bir adım atmak fırsatı vardır. Bunun için grup başkanvekillerimiz mevkidaşlarıyla görüşecekler, tüm siyasi partilerden. Hem direnmeye, mücadeleye hem diyaloğa devam edeceğiz.

"BU SEFALET MAAŞINI ORTADAN KALDIRACAK ARİTMETİK ORTADADIR"

Plan Bütçe Komisyonu'na gelecek, Perşembe günü görüşülecek. Plan Bütçe Komisyonu'nda en iyi noktaya gelmesi için mücadele etmeliyiz. Plan Bütçe'de de, Meclis Genel Kurulu'nda da herkes sözünün arkasında durursa, bu sefalet maaşını ortadan kaldıracak aritmetik ortadadır.

"TÜRKİYE'DE ÇOK ŞEY DEĞİŞECEK"

Diğer konularda ayrı düşünürüz. Yine tartışırız. Herkes kendi ittifakında kiminle birlikte olmak istiyorsa olur. Ama emeklinin meselesinde bir arada olursak Türkiye'de çok şey değişecek, çok şey değişecek!

"EMEKLİNİN 650 MİLYAR LİRASINA PARA YOK DİYECEKLER"

Bu arada bir emekliye, en düşük emekli maaşını bir asgari ücret yapmak için lazım olan para, kaynak; 650 milyar lira. 650 milyar lira. Geçen de bütçe geçti buradan. Böyle bir paramız yok, kaynak yok diyorlar ya... Bütçede bir kalem; 768 milyar lira var. 768 milyar lira. Adı ne biliyor musunuz? Vazgeçilen vergi gelirleri. Yani 'Vergi Harcaması' diyorlar teknik tabiriyle. Vazgeçilen kurumlar vergisi. Yani kazanmış, kar etmiş, vergi ödeyecek; o vergiyi ödemesin diye 768 milyar kaynak buraya koydular ama emeklinin 650 milyar lirasına şimdi para yok, kaynak yok diyecekler.

"SABAHA KADAR ÇALIŞILACAK AMA EMEKLİNİN SORUNU ÇÖZÜLECEK"

2.7 trilyon lira faiz ödüyorlar. Lazım olan paranın dört katından fazla. Şimdi gelip emekliye gelince "yoktur" diyecekler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emekliye dayatılan bu zulme sonuna kadar karşı çıkacağız. Kaynak Plan Bütçe Komisyonu oturacak, çalışacak. Gerekirse bütçede kalemler arasında aktarma yetkisi var, kurtarırsa oradan bulunacak. Kurtarmazsa ek bütçe yapılacak. Sabaha kadar çalışılacak ama emeklinin sorunu çözülecek.

"SİZİN İÇİN ÇALIŞMAYANA BIRAKIN OY VERMEYİ SOKAKTA SELAM BİLE VERMEYİN"

Eğer bu sorunun çözümüne katkı sağlanmazsa, buna direnirse, buna grup kürsülerinden başka konuşulup, oylamaya gelince başka davranılırsa; o zaman bunu da emekliler takdir edecek. Şu kadarını söyleyeyim, bu Adalet ve Kalkınma Partisi için diyorum; sizin karşınızda duran kim olursa aynısını yapın. Biz yapsak bize de yapın. Sizi görmeyeni, sizi duymayanı, sizin için çalışmayana bırakın oy vermeyi, sokakta selam bile vermeyin.

"YAĞMUR YAĞSA MANSUR BAŞKAN'IN BARAJLARI DOLSA ÜZÜLECEKLER"

Ankara'dasınız. Bu şehrin bir Büyükşehir Belediye Başkanı var. Örneği oradan vereceğim. Tüm belediyelerimizde çok benzer uygulamalar var ama en iyilerinden bir tanesi Ankara. Ankara'da Mansur Başkan... Hani günlerdir sudan siyasetle uğraşıyorlar ya onunla, sudan siyaset... Söyledim Denizli'de, dedim ki: "Bunlar çıkmışlar, yağmur yağmasın duası yapıyorlar." İnanan çıktı ya arkadaşlar, inanan çıktı. Yani şuna inanan çıktı: "Ya nereden biliyorsun?" Yaptıklarından biliyoruz. Yağmur yağsa Mansur Başkan'ın barajları dolsa üzülecekler. Ankara susuz kalsa zil takıp oynayacaklar.

Öyle bir şey ki, bundan önce 2019'da kendisi Erdoğan, 2023'te Bakanı -biri birinci etap, biri ikinci etap- efendim "Gerede sistemini yaptık, Ankara'nın su sorununu 2050'ye kadar çözdük" dediler. 2050'ye kadar! Ben onların yalancısıyım. Devlet Su İşleri'nin başında onlar var, onlar yönetiyor. Ve "Ankara'nın su sorunu çözüldü, ver suyu." Mansur Yavaş dağıtsın. Mansur Yavaş bu konuda her türlü tedbiri almış.

Gerede sisteminden 2023'te 235 milyon metreküp su gelirken, 2024'te 119, 2025'te 72 milyon metreküp su gelebilmiş. Ve geçen sene mayıstan bu ekime kadar 1 metreküp su gelmemiş. 1 metreküp! Şimdi ben dönüp; "Ey Erdoğan, ne oldu Gerede sistemi? Beceriksiz Erdoğan" desem vallahi Allah'ın gücüne gider. Niye? Yağmur yağmıyorken, küresel bir kuraklık varken, Türkiye'de barajları yapma işi iktidarınken, 23 yıldır iktidarda olup da bu hale gelene yine de biz kuraklık üzerinden bir şey demeyip, hep birlikte çalışalım su sorununu çözelim derken; o dönüp Mansur Yavaş'a "Beceriksiz, Ankara'yı susuz bıraktı bilmem ne" diye laf söyleyip sudan siyaset yapıyor.

"MİLLETİN VERDİĞİ YETKİYLE DE GELECEK SENE İKTİDARDA ÇÖZECEĞİZ"

Mansur Yavaş tedbirlerini aldı, rakamları şeffaflıkla paylaştı. O sorunu da çözdü. Allah'ın izniyle her sorunu çözdüğümüz gibi su sorununu da belediyelerin yetkisinde belediyelerle, milletin verdiği yetkiyle de gelecek sene iktidarda çözeceğiz.

Şimdi bu Mansur Yavaş'la bu emekliler arasında yaşanan meseleye bakın. Mansur Yavaş, hani AK Parti "19 bini 20 yapacağım, bin lira vereceğim" diyor ya... Koca meclisi çalıştıracaklar, çözüm bulacaklar, bin lira verecekler çocuğa harçlık verir gibi. Mansur Yavaş Ankara'da sosyal yardım alması gereken, yani yoksul emeklilere her ay 2.677 lira maaşlarının üzerine belediyeden destek koyuyor. Her ay koyuyor bu parayı, 2.677 lira. Yılda 12 kez 1 kilogramlık et desteği yapıyor. Kışın 3 ay boyunca doğalgaz faturalarını ödüyor. Ramazan ve Kurban bayramlarında ilave 2.500'er yüz lira veriyor.

"SOSYAL YARDIM ALAN KİŞİ BUNDAN SONRA ANKARA BÜYÜKŞEHİR SINIRLARI İÇİNDE BEDAVA ULAŞIMDA OLACAK"

Bunları yaparken de yüzlerce müfettişle tepesinde duruyorlar. Bugün de Mansur Bey dedi ki: "Bunu duyurmak, Genel Başkanımız duyursun bunu." Haftaya Meclis'te çoğunluğumuz da var, geçirmeme ihtimalimiz de yok. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi karar alacak; 375 bin sosyal yardım alan kişi bundan sonra Ankara Büyükşehir sınırları içinde bedava ulaşımda olacak. Bedava! 375 bin kişi.

"SESSİZ SEDASIZ DEVLET KATKISINI YÜZDE 20'YE DÜŞÜRDÜLER"

Bir yandan kısıtlı, silkelenen belediyelerin imkanlarıyla -birazdan başka örneklerden bahsedeceğim- bizler bu mücadeleyi verirken; ellerindeki güçle geçmişte yaptıklarını bozan, verdikleri sözden cayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bugün emeklisini perişan eden iktidar şimdi kancayı yarının emeklilerine takmış. Biliyorsunuz Bireysel Emeklilik Sistemi getirmişti, teşvik edeceğiz demişti. BES'i tabana yaymak için devlet katkısını yüzde 30'a çıkarıyoruz demişlerdi. Sessiz sedasız devlet katkısını yüzde 20'ye düşürdüler. Millet bunlara inandı, BES'e girdi. "Yüzde 30 devlet katkısı" dedi, şimdi yüzde 20'ye düşürdüler. Bu şekilde yüzde 10'luk azaltmayla kendilerince bir yerden kendi ihtiyaç duydukları işlere kaynak yaratmaya çalışıyorlar.

"BU KAYGILAR TÜRKİYE'DE DOĞURGANLIK HIZINI DA EN ÇOK DÜŞÜREN VE EN ACIMASIZ DOĞUM KONTROL YÖNTEMİ"

Ama insanlar "okursam iş bulurum, çalışırsam aileme yetecek kadar kazanırım, bundan sonra artık bir şekilde aileme bakarım" diyecek noktadan çok uzağa gittiler. Sayın Erdoğan vaktiyle "3 çocuk yapın, 5 çocuk yapın" diyordu. Şu anda 1.5'un altına gerilemiş durumda Türkiye'de doğurganlık hızı. Bu çok büyük bir tehdit. Ancak bir tane sebebi var; o da garibanlık. O da gelecek kaygısı. O da "Bu asgari ücretle nasıl çocuk yapayım, hatta nasıl evleneyim? Evlendim çocuğum oldu nasıl büyüteyim, nasıl doyurayım?" Bu kaygılar Türkiye'de doğurganlık hızını da en çok düşüren ve en acımasız doğum kontrol yöntemi.

"PARASI OLMAYAN ÖDEDİĞİ PARADAN YÜZDE 30 VERGİ VERİYOR"

Yoksulluk, sefalet maalesef insanlarımızı kumara, sanal bahise itiyor. Öyle bir şey ki; böyle oturup da "Ya o da oynamasın." Öyle bir şey değil ki. Kredi kartı var, aldığı maaş 10 günde bitiyor. Ya maaş hesabında Kredili Mevduat Hesabı (KMH). En kolay açılan hesap. Sormadan açıyorlar hemen. Maaşını çektiğin karta 5 bin lira, 10 bin lira kredili mevduat hesabı... Maaş bitince kendiliğinden düşüyor eksiye. Maaş yatar yatmaz kendiliğinden o kapanıyor.

Bu kadar tahsilatı garanti bir hesaptan, kredi kartı borçlarına uygulandığı gibi Türkiye'nin en acımasız faizini kesiyorlar. Ayrıca da yüzde 30 vergi kesiyorlar. Türkiye'de parası olan, faize koyan, aldığı faizden yüzde 17,5 vergi veriyor; parası olmayan, borca batan, ödediği paradan yüzde 30 vergi veriyor!

"AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİ YERE DÜŞENE YERDE VURUYOR"

Bugün kredi kartını... Şimdi maaş yetmiyor ama eve ekmek alınacak, çocuğa süt alınacak, bez alınacak, elektrik parası ödenecek, doğalgaz ödenecek... Karttan çektiriyor ya da kredili mevduattan alıyor. Bunun yıllık bileşik -millet bilmez- vergisi, faizi bilmem nesi toplam yüzde 96'ya geliyor. Yıllık yüzde 96! En acımasız... Yani mert olan karşıdan vurur, hain bir arkadan vurur; bu AK Parti'nin kara düzeni yere düşene yerde vuruyor.

"EN ACIMASIZ FAİZİ İŞLETİYOR"

Bireysel emeklilikteki 30'u 20 sessiz sedasız bir gecede yaptılar. Cumhurbaşkanına yetki verdiler, imzayı attılar, 20'ye düşürdüler. Ya burada bu %30, ödenmeyen kredi kartına... Bir de biliyorsunuz, bilmeyen yoktur burada; kredi kartını ödeyemedin, ödeyemediğin günden işletmiyor faizi, dönüyor hesap kesim gününden işletiyor. Yani bir günlük değil, 11 günlük, 13 günlük faiz alıyor. En acımasız faizi işletiyor. İşte bu yüzden insanlar oradan çektir, bu karttan kapat, bilmem ne, borç büyüyor. Kalıyor cepte son bir para. O parayla da 'Acaba nasıl çıkacağım bu işin içinden, ya çıkarsa' deyip dönüyorlar önce Milli Piyango'nun sitesine giriyorlar.

Bu Adalet ve Kalkınma Partisi yıllar önce şöyle bir şey dedi: 'Milli Piyango'yu özelleştireceğiz.' Yapmayın dedik. Altın yumurtlayan tavuk kesilmez dedik. 'Yok keseceğiz' dediler. Sonra kesmemeye, 10 yıllığına birisine vermeye, 10 yıl sonra alıp bir başkasına vermeye karar verdiler. Temel tezleri şuydu: Devlet kumar oynatmaz. Yav ne kumarı? Bu millet, Anadolu'daki bu insanlar yılbaşında aldığı bir milli piyango biletini kumardan saymıyor ki. Niye saysın? Çeviriyor arkasını bakıyor; nereye gidiyor para? Mehmetçik Vakfı'na. Nereye gidiyor? Kızılay'a, Yeşilay'a, Çocuk Esirgeme Kurumu'na, öyle değil mi? Sen bunun neyine kumar diyorsun? Kumar, devlet eliyle kumar olmaz. 13+1 oynuyor. Soruyor, 'Babaanne söyle bakalım' diyor, 'Manisa mı Kasımpaşa mı?' Babaannem diyor 'Taraf tutmuyoruz.' Soruyor, 13+1'de bir rakam söyle oradan bir şey... Buna kumar dediler. Ve dediler ki 'Devlet bunu yapmayacak, özelleştireceğiz.' Sonradan 10 yıllığına özelleştirdiler. Aldı birisi işletiyor.

"ÇOCUKLARIN KUMDA OYNADIĞI KUYUYA KUMAR OYNATIYOR HERİF"

Bakın, 2003'te Spor Toto'nun hasılatı 17 milyon dolarmış. 2023'te %66.700 artarak, yani 6.700 kat artarak 11.3 milyar dolar olmuş. 17 milyon dolardan 11.3 milyar dolara çıkmış. Dolar bazında söylüyorum. Bakın devlet kumar oynatmazcıların verdikleri şey... Bu Milli Piyango'nun resmi sitesi. Milli Piyango'nun resmi sitesi. Spor bahisleri hariç 119 oyun var. Girdiğinde karşına bu çıkıyor. Diyor ki; '10.11.2025 tarihinde Milli Piyango Online'da bir oyuncumuza Olimpos Şimşekleri oyununda 925 bin lira isabet etmiştir' diyor. Reklam. A'dan Z'ye... yapmış... A'dan Z'ye kumar oynatıyor. 119 çeşit. Antik Sandık da var, Ballı Kovan... Arının kovanda hangi peteğe konacağını bilirsen para veriyor. Ballı Kovan. Akıllara ziyan. Buz Fırtınası, ıvırı zıvırı. En fenası, en fenası Misket. Çocukların misket oyunu. Diyor ki; 'Kendi misketinin rengini seç, oyunun başlamasını bekle' diyor. 3 numara yeşil misket. Bak çocukların kumda oynadığı kuyuya kumar oynatıyor herif. Kumar oynatıyor.

"KİMİ İNTİHARA SÜRÜKLENİYOR KİMİ İFLAS EDİYOR"

Bakın, birisi... birisi kumarhane... 'Kol Çekme', ne fena bir şey. Kol çekme var. Diyor ki '2 liraya büyük ödül 50 bin lira.' 2 liraya 50 bin liralık kol çekebiliyorsun, aha burada. Havai Fişek var. Diyor ki; 'Havai fişeğini seç, 12 TL yatır, senin havai fişek kaç para patlarsa o parayı sana verecek.' Sıfır patlarsa tekrar, yeni tur yeni bilet. 12 TL var, 24 TL var. Havai fişekten kumar oynattırıyor adamlar. Ve ne oluyor biliyor musunuz? Bu siteye giriyorsunuz, oynuyorsunuz. 'Cookie' diyorlar, çerezden seni yakalıyor. Dünyada ne kadar yasa dışı kumar sitesi varsa başlıyor sana mesaj atmaya. Mesaj geliyor gariban adama. Cebinde son 200 lirası kalmış ya da 2.000 lirası var. Dünya kadar banka borcu var. '3.000 lira' diyor 'sana' diyor '4.000 lira' diyor 'baştan' diyor 'fazladan veriyorum' diyor 'gel' diyor 'oyna' diyor. Bir tıklayıp içeri girdi mi, bu tip işlerin bin katı numaralarla o cepteki o paralar da gidiyor. En sonunda kimi intihara sürükleniyor, kimi iflas ediyor, bütün sülaleyi batırıyor.

"BU REZALETİ YARATANLAR DA AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİDİR"

Şimdi, 2023... 2026 yılında, 23 yıldır bu ülkeyi bu iktidar yönetiyorken, bu sefaleti yaratanlar da, bu rezaleti yaratanlar da AK Parti'nin kara düzenidir. Nasıl değiştireceksin? Vallahi sandıkta değiştireceksin. Sandıkta değiştirmek dışında başka bir ihtimal kalmadı.

"AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİNİ YIKMAZSAK NAMERDİZ"

Yeşilay'a göre Türkiye'de 40 milyon kişi en az bir kez bahis oynamış. 7 milyon kişi kumar bağımlısı haline gelmiş. Kumar bağımlısı sayısı, uyuşturucu bağımlılığı sayısının katbekat üstünde. Ve kumar borcundan dolayı canına kıyanlar... Öyle bir haldeyiz ki, öyle bir haldeyiz ki dedektör satışları patlamış, daha bütün televizyonlarda haberdi. Millet altın arama dedektörü alıyor, hazine arıyor. Onu bırakın, Antalya'nın sahillerinde turistin cebinden düşmüş euroları dedektörle arayıp onları topluyorlar, gösteriyor 'Ne yapayım abi' diyor. 'Şu euroları buldum gideceğim onu bozduracağım' diyor. 1 euro, 2 euro metalleri topluyor. Bazen diyor kolye de düşmüş oluyor kumların arasına. Yazın düşmüş, kışın metal dedektörüyle kumsalda çoluğunun çocuğunun rızkı için gidip arama yapıyorlar. Memlekette dün söyledim, tarihi geçmiş olan gıdaları marketlere koyup 'Fırsat Reyonu' diye satıyorlar tarihi geçmiş olanları. Bunların tamamından kurtulacağız. AK Parti'nin kara düzenini yıkmazsak namerdiz, namerdiz, namerdiz!"

"BU SORUNA BİR ÇARE ARANMASI İÇİN BİR TEKLİFTE BULUNACAĞIZ"

Kumar bağımlılığı konusunda arkadaşlarımız hassas bir çalışma yaptılar. Buradan ifade ediyorum; kumar bağımlılığıyla ilgili bir eylem planı hazırladık. Öncelikle toplumsal ve mali zararı tüm yönleriyle ortaya çıkaran, bu belanın hızla röntgenini çeken, sonra gerek cezaların artırılması, gerek toplumsal farkındalığın yaratılması, gerekse yasa dışı bahise kurulan köprülerin ortadan kaldırılmasına ilişkin önemli bir eylem planı hazırladık. Bunu önümüzdeki günlerde önce açıklayıp, sonra diğer gruplarla paylaşıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bu konuda bir araştırma komisyonu kurulması ve bu eylem planının tüm partiler tarafından yasal düzenlemelerle bu soruna bir çare aranması için bir teklifte bulunacağız.

"VAKTİYLE GÜVERCİNE BİLE HUZUR VERMİYORDU"

Buradan gençlerin çok itiraz ettikleri ve büyük bir haksızlığı dile getirmek durumundayız ve bunun da mutlaka geri alınması lazım. AK Parti zaten bir yerde bir huzur varsa, birisi bir şeyden memnunsa gidip onunla uğraşmakta... Biliyorsunuz vaktiyle güvercine bile huzur vermiyordu, elindeki şemsiyeyle kümesteki güvercinleri dürtüyordu. Böyle gidip oraya bir şey yapacak.

"BEN SANA ESNAFI KORUMANIN 150 FARKLI YÖNTEMİNİ ANLATIRIM İÇİNDE İNTERNETTEN SİPARİŞE BİLMEM NE YAPMAK YOK"

Geçmişte 150 Euro'ydu, 30 Euro'ya düşürmüşlerdi. Yurt dışından verilen siparişlerde gümrük vergisi muafiyeti var. 30 Euro ne yapıyor? 1.500 lira değil mi? 1.500 lira. 1.500 liraya kadar alışverişi internetten yapınca gençler, yazdığı kadar para ödüyorsun, o geliyordu. Tuttular ona iliştiler. Onu yasakladılar. Mesela hobi ürünleri var. İnsanlar dışarı çıkamıyorlar, pahalı etkinliklere katılamıyorlar. Kendince hobisi var. O hobilerin ürünleri satılıyor, Türkiye'de yok. Sipariş veriyor; 210 lira, 140 lira, 70 lira... Onlar geliyordu, onları yasaklamışlar.

Türkiye'de üretilmeyen bazı şeyler... Türkiye'de eskiden var; radyo. Artık Türkiye'de o marka radyo satılmıyor. İçindeki bir tane elektronik şey yok. Fotoğrafını koyuyorsun internete, Çin'de var. Veriyorsun siparişi geliyor 90 liraya. 5.000 liralık radyo teyp, 90 liralık çiple kurtuluyor.

AR-GE... Kendince çocuklar çok meraklı. İşte kodlama yapıyorlar, robot yapıyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Onlara parçalar alıyorlar, bir şey alıyorlar. Bunlarla uğraştı adamlar ya. Gittiler... Dün Ömer Çelik çıkmış, soruyorlar; bir laf kalabalığı, "Yok şunu yaptık, bunu yaptık, yok esnafı..." Bununla mı esnafı koruyorsun? Ben sana esnafı korumanın 150 farklı yöntemini anlatırım. İçinde internetten verilen bu siparişe bilmem ne yapmak yok.

"TRUMP'A YARENLİK ETMEK İÇİN GENÇLERE BU KÖTÜLÜĞÜ YAPTILAR"

Öyle bir noktaya getirdiler ki işi, eskiden orada 250 lira kılıf, Türkiye'de 600 liraya satılıyor. O siparişi kapattılar, Türkiye'de kılıf 3.000 liraya çıktı fiyatı. Öyle acayip işlerle meşguller. Doğrusunu söyleyeyim; bunu niye yaptı peki? Niye yaptı? Ne faydası var? Sana bana faydası yok, Trump'a faydası var. Trump'a söz verdi. "Çin malına vergi koyacağım, Amerikan malından vergi kaldıracağım." Amerika'ya gittiği gece yaptı. Ayrıca bu ürünlerin tamamına yakını Çin'den ve Çin şirketlerinden geldiği için, Trump'ın Çin izolasyon fikrinde bu işi kapatmak olduğu için, sırf Trump'a yaranmak için, Trump'a yarenlik etmek için gençlere bu kötülüğü yaptılar. Bütün çocuklar isyanda.

"TEMU'DAN ALMIŞLAR O DÜNYA LİDERİNİ"

Vallahi ben gençlerin yalancısıyım. Sırf Trump'a yaranmak için bu işi yaptı ya, "Bizim dünya lideri" diyor güya dünya lideri... Temu'dan almışlar o dünya liderini diyor. Temu'dan alınmış dünya lideri, çocukların dünyayla bağlantısını kapatıyor. Sadece Trump'a yaranmak için.

"6 SAATLİK MUTLULUK İÇİN BU KARDEŞİM 8 GÜN MESAİ YAPACAK"

Şimdi Tayyip Bey'i dinleyen bir ailenin bir hazin hesabı var onu göstereceğim. Eşiyle birlikte Tayyip Bey'in "3 çocuk" önerisine uymuş, 3 evladı yapmış. Karne de gelmiş çatmış. Söz vermiş, "Sinemaya gideceğiz." En uygunundan 5 sinema bileti 1.750 [lira]. Baba, "Patlamış mısır da alacaksın di mi?" diye ta Ekim'de "Alacağım" demiş ya... Almış. Onu 3 tane almışlar. Niye? Hanım demiş ki; "Bize alma, ben sana evde patlatırım, dünya para." Başka bir mantığı var mı niye 5 değil 3? O da 800 lira tutmuş.

Sonra ben de geçen hafta çocuklara en çok karne hediyesi talepleri dışarıda hamburger menü. Görüyorlar, yok. Eskiden babam bizi karne alınca Manisa'da Şölen Döner Evi vardı oraya götürüyordu, bütün sene o günü bekliyorduk biraderle. 5 tane menü 2.500 lira. Oyuncakçıdan da o girişte en ucuz oyuncak kutuları 1.100 liraymış, 3.300 lira.

Bu kardeşim Tayyip Bey'e uydu, 3 çocuğu yaptı. 8.350 lira, 6 saatlik mutluluk için bu kardeşim 8 gün mesai yapacak bu asgari ücretle. 6 saat 3 evladın yüzünü güldürmenin karşılığı 8 saat sabahın köründen akşama kadar çalışmak, mesai yapmak. Memleketi bu hale getirenlere yazıklar olsun.

"İLK ELDE BİTİRECEĞİZ BU REZİLLİĞİ"

Şimdi bir hazırlık da emekliler için yaptım. Yaparken de kendim de mevzuya şaştım. Emekliden torunu bir şey ister ya... Ne diyor? Mesela şey diyebilir, "Dede sınıfı geçersem bana tablet alabilir misin?" Emekli de bana soruyor, "Alabilir miyim?" Baktım, alamıyormuş. 20.000 lira olmuş tablet.

Bir tane standart tablet 20.000 lira. Emekli torununa aldığı bütün maaşı verip bir tablet alsa, bu tabletin 3.975 lirası vergiye gidiyor. 3.333 lirası KDV, 642 lirası bandrol; TRT. Yanlış duymadınız. Tabletle TRT'nin ne alakası var? Torun internete bağlanabilirmiş, oradan TRT'nin internet sitesine girip internet üzerinden TRT Nağme ya da TRT'nin radyo kanalını açabilirmiş. TRT'nin radyo kanalını dinleme ihtimaline karşı torunun emekliden 642 lira alıyorlar tablet alırken. AK Parti'nin kara düzeni... Bütün emeklilere saygıyla sunuyorum; ilk elde bitireceğiz bu rezilliği, ilk elde.

"YARGI KOLLARINI KURDU"

Değerli arkadaşlar, bir ülkede adalet olmazsa geçim de olmaz, refah da olmaz. 19 Mart Darbesi bu milleti daha da yoksullaştırdı. 160 milyar dolarımızı yediler. Borsayı çökerttiler, yatırımcıyı kaçırttılar. Sayın Erdoğan bizimle sandıkta yarışmaktan, hesaplaşmaktan korktu. Partisine; "Kadın kolları var, bizim kadın kollarıyla yarışsalar, CHP kazanır, siz çekilin. Gençlik kolları var, Ak Gençlik diyorlardı, size güvenmiyorum kenara çekilin. Ana kademe, size hiç güvenim kalmadı kenara çekilin. Ben" dedi, "yargı kollarını kuracağım." Yargı kollarını kurdu. Başına da bakan yardımcısı olan, yani siyasette olan birisini İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak gönderdi.

"YARIN BEŞİKTAŞ MEYDANI'NDA 300. GÜN EYLEMİMİZDE OLACAĞIZ"

Bugün o darbenin 300. günündeyiz. 300. kara gün. Yarın Beşiktaş Meydanı'nda 300. gün eylemimizde olacağız. 19 Mart darbesine itiraz eden, 23 Mart'ta 15,5 milyon kişiyle gidip Cumhurbaşkanı adayının arkasında duran, o günden bugüne bu yaşananların hepsini gören ve vicdanı bunu kaldırmayan tüm İstanbullulara sesleniyorum: Yarın akşam Beşiktaş Meydanı'nda, darbenin 300. gününde, 300. kara günde hep birlikte mücadeleye, hava kaç derece olursa olsun, ne yağarsa yağsın pijamaları çıkarmaya, meydana akmaya davet ediyorum.

İstanbullu "İstanbul'u Ekrem Başkan yönetsin" dedi, bir yargı çetesi onu hapse attı. Adanalılar "Zeydan Karalar yönetsin" diyor, Antalyalılar Muhittin Böcek'i istiyor. Mardinliler Ahmet Türk'e üçüncü kez görev veriyor ama bir yargı çetesi onları görevden alıyor.

"BİZİM BUNA KARŞI MÜCADELEMİZ ELBETTE DEMOKRASİ MÜCADELESİ"

Bu ülkede egemenlik millet eliyle değil, maalesef birinin emriyle, 3 savcı 3 hakimin eliyle kullanılmaya kalkıyor ve hakimler savcılar rejimi, jüritokrasi gibi bir rejimle Türkiye yönetilmeye çalışılıyor. Bizim buna karşı mücadelemiz elbette demokrasi mücadelesi.

"KORKUYORLAR KENARDA DURUYORLAR"

10 ay boyunca yolsuzluk ve hırsızlık iftiraları attılar. Tutukluları aileleriyle tehdit ettiler. İftiraya, yalan beyanlara zorladılar. Birazcık iş ciddiye binince beyaz toros gösterip siyasete ayar vermeye kalktılar. İBB borsası kurdular. Avukatları biz yakaladık ailelere giden. "Şu kadar para verirse savcı serbest bırakacak" diyor. Verip de bırakılan var, örnek gösteriyor. Arada yazışma var, örnek gösteriyor. Savcının sesini aileye dinletip para istiyor. Yakalattırıyorsun; bunu söylüyorum, yurt dışına Yunanistan'a kaçmaya çalışıyor. Yunanistan'a kaçarken yakalanıyor, hapse konmuyor, ev hapsine konuyor. Hapse konsa savcıların ismini söyleyecek. Ev hapsinde durup oradan buradan laf saydırıyor. HSK'ya 7 kere şikayet ettik. 7 şikayet... Ses kaydı var, WhatsApp yazışması var, tanık beyanı var, tapusu var, özensiz harcamalar var, ikinci kez yurt dışından maaş almalar var, 80 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı gezmeler, yurt dışında edinmeler var. Hepsini iddia ediyoruz ama aman aman aman, "Biz bu işlere bakmayız, biz Erdoğan'ın atadığı başsavcıya karışamayız. O İstanbul başsavcısı değil, majestelerinin Türkiye Cumhuriyeti savcısı..." Korkuyorlar, kenarda duruyorlar.

"BU KADAR MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZKEN YAPILACAK BİR ŞEY VAR"

Şimdi geçen hafta 30 milyonluk evi 9 milyona almalar satmaların belgesini de yolladım. Geçen hafta 95 milyonluk bir evin satın alma kontratının noter belgesini de yolladım. 17 tane paha biçilmez değerli taşınmaz vardı, bu işler konuşurken 5'ini elden çıkardı, 12'sinin tapusu var. 12 tapu bir kişi üzerinde... 2000 yıl çalışsa aldığı maaşla ödeyemeyeceği kadar mal mülk edinmiş. 12 tanesi üstünde, kimi RTÜK'tekinin üstünde. RTÜK'te bir emekli polis var, hiç RTÜK'e gitmeden maaş alıyor ama üzerinde ne tapular ne tapular. Çayyolu'nda bir avukat bürosu var, ne tapular ne tapular... Bu kadar mızrak çuvala sığmazken yapılacak bir şey var. Erdoğan diyecek ki; "Yine" diyecek, de millet sandıkta verir kararı. Nasıl Zekeriya Öz'ün altına zırhlı aracı veriyordun da, "Ben bunun savcısıyım" diyordun da, sonra gidince "Rabbim ve milletim beni affetsin kandırıldım" dedin ya... "Kandırıldım" de, hiç olmazsa bu rezilliği daha fazla devletin milletin sırtına yük etme. Onu da demiyor. Sahip çıkmaya, arkasında durmaya diyemem çünkü hani iddianame? İddianame çıkana kadar diyordu ki "İddianame çıksın birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar, eşlerinin gözüne bakamayacaklar." Vallahi Denizli'de 100 bin kişinin yüzüne de bakıyoruz. Yarın İstanbul Beşiktaş'ı görürsün. Geçen hafta Ekrem Başkan'ın eşi milletin göz bebeğinin içine de bakıyor. Birbirlerinin de yüzüne bakıyorlar, gözüne bakıyorlar.

"TUTUKLARKEN YAPTIKLARI GİZLİ TANIKLARIN HİÇ BİR TANESİ ORTADA YOK"

Ama bir yandan nerede o iftiralar? Hani ya 1.200 cep telefonu dediniz bütün yandaş televizyonlarda? Biri bile yok. "Ekrem İmamoğlu'nun lüks araçları" dediniz, başka bir milletvekilinin çıktı MHP'li. "Parkenin altında İBB'nin bilmem neresinde 2 milyon Euro çıktı" dediler, 2 Euro yok, 2 Euro yok. Dedektör alacak eline. Aldı dedektörü, bütün gezdi Ekrem Başkanların ailesinin köyünü gezdiler, yazlığını gezdiler. Korumasının gittiler yayladaki evine kadar aradılar, yok. "Para dolu çantalardan Jammer çıktı, bunlar bir yere girdi çıktı, paralarla giderken İmamoğlu ve ekibinin görüntüsü var" dediler, görüntü meselesi yalan çıktı, yalan olduğunu da itiraf ettiler. Tutuklarken yaptıkları gizli tanıkların hiç bir tanesi ortada yok. Kimi intihara kalktı, kimi istifa dilekçesi yazdı. Onun dediğini başka gizli tanığa söyletiyor, oyuncu değiştirir gibi tanık değiştiriyor. Olacak iş değil.

"ARKASINDA DURAMIYORLAR

Öyle bir yerde milletin yüzde 60'ı "Bu dava siyasidir" diyor, geri kalan yüzde 15 kararsız, 20-25'i de bunlar zehirliyorlar, yavaş yavaş o zehri de bünyeden arındırıyoruz. Çünkü arkasında duramıyorlar. Şimdi çıkmışlar, halen daha bu adamı görevde tutuyorlar.

Dosyaya A'dan Z'ye hakimim. Sen ve yanına alacağın 3-5 tane de danışmanın... Çıkalım istediğin televizyon kanalına, istediğin moderatörün karşısına. Ben sorayım sizinkiler cevaplasın, siz sorun ben cevaplayayım. Var mısınız? Var mısınız?

'E ben bundan kaçarım.' Sen bundan kaçarsan, sen buna geleceksin ha bu arada söyleyeyim. Nasıl gelecek biliyor musunuz? Binali Bey, Ekrem Bey'in karşısına nasıl geldi? İlk başta bunlar çok havalıydı, 'CHP ile televizyona çıkmayız, biz iktidarız.' Ankete bir baktılar; Ekrem İmamoğlu farkı atmış, koşa koşa geldiler 'canlı yayına çıkalım mı?' Kaçmadık, çıktık.

"TAYYİP BEY KOŞACAK PEŞİMDEN"

Göreceksiniz, gelecek seçimlerden önce ama 3 ay kala ama 5 ay kala; anketleri bu halde görünce Tayyip Bey koşacak peşimden 'çıkalım televizyona, çıkalım televizyona' diye. Tayyip Bey bırak televizyonu, çıkalım milletin karşısına! Çıkalım milletin karşısına! Koyalım sandığı bakalım!

Yine de açıkça, açıkça söylüyorum:
Tutuksuz yargılama bu vakitten sonra anamızın ak sütü gibi helaldir zaten, ertelenemez. Tutuksuz yargılama istiyoruz. Cesareti olanı televizyonda karşımıza ya da sözünü tutmaya... Mahkemeyi A'dan Z'ye TRT'de bir kanaldan canlı yayınlamaya, isteyen her televizyonun yayınlaması için düzenleme yapmaya çağırıyoruz. Devlet Bey 'Olur' dedi. Tayyip Bey'e sordular, 'Devlet Bey uygun gördüyse münasiptir' dedi. E ne engel var? Şu engel var: İddianamede olacağını sandıkları hiçbir şey yok. Hiçbir ispat bulamadılar. Şimdi iddianameden, utançlarından canlı yayından kaçıyorlar.

"NEREDE ZEKERİYA ÖZ? SIÇAN GİBİ KAÇTI"

Açık açık söylüyorum. Geçmişte biz bu filmi gördük. Veli Ağbaba orada. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Nurettin Demir'le beraber... Biz gittik Balbay'a kefil olduk ilk günden. Biz gittik Tuncay Özkan'a (ses karışıyor, 'Haber'e' gibi duyuluyor ancak bağlam Tuncay Özkan olabilir veya gazete) kefil olduk. Biz gittik Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ'a kefil olduk. Onlar ağırlaştırılmış müebbet, ikişer tane... Yani ağırlaştırılmış müebbet ne? İdam yerine gelen ceza. Urganı bulsalar asacaklardı Balbay'ı da Genelkurmay Başkanımızı da. Biz kimin arkasında durduysak aha böyle alınları açık, başı dik böyle geziyor bizimkiler. Nerede Zekeriya Öz? Nerede Zekeriya Öz? Sıçan gibi kaçtı!

"BU İKİ KİTAP MİLLETE EMANETTİR"

O Balbay, Silivri ile ilgili 11. kitabı, 9'u kendisi içerideyken, ikisi şimdi Silivri'dekilerle ilgili 'Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz'. Kitabın özelliği; millete emanet gibi yavuz oganın yazıp ilk sözünü ben, son sözünü Ekrem İmamoğlu'nun yazdığı... Bu sürecin ilk sözünü ben söyledim, bu süreçte son sözü balkon konuşması yaparken Ekrem İmamoğlu söyleyecek inşallah.

Bu iki kitap; 'Millete Emanet' de, Balbay'ın 'Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz' de millete emanettir. Bu kitaplardan bir kuruş parayı kendilerine almıyorlar. ADA var; Aile Dayanışma Ağı. Maaş alamayan arkadaşlarımızın ailelerine destek oluyor. Ayrıca yurttan çıkarılan öğrenciye yurt, bursu kesilen öğrenciye burs oluyor bu fonlar. Bunun için bu iki kitabı da sizlere emanet ediyorum.

"İNADINA HİZMET ÜRETMEYE DEVAM"

Tüm zorluklara rağmen biz millete hizmet etmeye devam ediyoruz. Millet nüfusun yüzde 65'ini Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına emanet etti. O günden bugüne soruşturma, baskı, tutuklamalar... Ama bir yandan inadına hizmet üretmeye devam.

Bakın;

Tüm vatandaşlarımıza ilan ediyorum: Dışarıda kıymanın kilosu neredeyse 1000 lira, Denizli Büyükşehir Halk Market'te 600 lira. Dışarıda kaşar peyniri 500 lira, Manisa Büyükşehir Halk Mandıra'da 230 lira. AK Parti'nin kara düzeninde 4 kap yemek 750-800 lira, bizim Kent Lokantalarında 50, 60, bilemedin 80 lira.

Vatandaş belediyedeyken bunu yapan CHP'nin iktidarda olduğunda neler yapacağını düşünüyor ve şunu söylüyor: 'Bu kadar baskıya, bu kadar haksızlığa, bu kadar zulme rağmen; Cumhuriyet Halk Partisi bana belediyede bunu yapıyorsa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinin iktidar zamanı gelmiştir' diyor millet. İktidar zamanı gelmiştir.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —
G-DT9JLG88B3