Anket şirketi PanoramaTR'nin Ocak 2026 saha araştırması, Türkiye'de dış politika algısında belirgin bir yön değişimine işaret ediyor. 12-19 Ocak tarihleri arasında 2109 kişiyle yapılan çalışmaya göre, toplumun dış politikada en çok yakınlaşmak istediği grup yüzde 26 ile "Türk Dünyası" olurken, Avrupa Birliği'ne destek bir yıl içinde 8 puan gerileyerek yüzde 21'e düştü.
Araştırma, tercihlerin yalnızca diplomatik eksenler üzerinden değil; güvenlik, tehdit algısı ve kimlik referansları üzerinden şekillendiğini ortaya koyuyor. Katılımcıların dış tehdit algısında İsrail ve ABD ilk sırada yer alırken, dış politika yöneliminin siyasi aidiyetlere göre keskin biçimde ayrıştığı görülüyor.
Katılımcıların yüzde 26'sı Türkiye'nin dış politikada Türk Dünyası ile yakın ilişki kurması gerektiğini ifade ederken, bu tercihi yüzde 21 ile Avrupa Birliği ve yüzde 20 ile İslam Dünyası takip ediyor. Trend verileri incelendiğinde, Mart 2025'te yüzde 29 ile ilk sırada yer alan AB yöneliminin, Ocak 2026 itibarıyla yüzde 21'e gerilediği dikkat çekiyor. Buna karşılık, Türk Dünyası tercihi istikrarlı bir yükselişle zirveye yerleşmiş durumda.
Dış politika tercihleri siyasi aidiyetlere göre de keskin bir ayrışma sergiliyor:
MHP seçmeninin yüzde 54'ü ve İYİ Parti seçmeninin yüzde 72'si Türk Dünyası'nı önceliklendiriyor.
AK Parti seçmeninde en güçlü tercih yüzde 40 ile İslam Dünyası olarak öne çıkıyor.
CHP seçmeninin yüzde 44'ü AB yönelimini savunurken, DEM Parti seçmeni yüzde 21'lik ABD ile yakınlaşma talebiyle diğer gruplardan ayrışıyor.
Türkiye'ye yönelik dış tehdit algısında İsrail 5 üzerinden 4,1 puan, ABD ise 4 puan ile en yüksek risk unsurları olarak kaydedildi. Mart 2025 verileriyle kıyaslandığında, ABD'ye yönelik tehdit algısı değişmezken, İsrail'in tehdit algısındaki artışın sürdüğü gözlemleniyor. Rusya (2,9) ve Avrupa (2,8) ise orta seviyede risk alanları olarak değerlendiriliyor.
Dünya barışına yönelik tehdit algısında ise ABD yüzde 56 ile ilk sırada yer alırken, onu yüzde 24 ile İsrail takip ediyor. Toplumun yüzde 55'i, dış güvenlik tehditlerinin son beş yıl içinde arttığı kanaatinde.
İktidarın güvenlik tehditlerini yönetme performansını başarılı bulanların oranı yüzde 52, başarısız bulanların oranı ise yüzde 43 seviyesinde. Ancak bu algı, siyasi kutuplaşmanın gölgesinde kalıyor; Cumhur İttifakı seçmeninde başarı oranı yüzde 90'ın üzerine çıkarken, muhalefet seçmeninde olumsuz değerlendirmeler hakim.
Olası bir CHP iktidarında güvenlik tehditlerinin yönetiminin "daha kötü" olacağını düşünenlerin oranı yüzde 45 iken, "daha iyi" olacağını düşünenler yüzde 25'te kalıyor. Bu veri, güvenlik alanının iktidar bloku lehine bir "psikolojik üstünlük alanı" olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Türkiye'nin önümüzdeki birkaç yıl içinde savaşa girme ihtimali toplum tarafından 5 üzerinden 2,73 puan ile "ölçülü" bir risk olarak değerlendiriliyor. Ancak 18-34 yaş grubundaki gençlerde bu beklentinin 3,1 puana yükselmesi dikkat çekici. Sıcak bir çatışma ihtimalinde en muhtemel ülkeler olarak sırasıyla İsrail (yüzde 13) ve ABD (yüzde 6) gösteriliyor.
Dış tehditlere karşı en önemli güç unsurları sıralamasında:
Askeri Güç: %33
Güçlü Bir Demokrasi: %21
Ekonomik Kapasite: %19
Toplumsal Barış: %16
Türkiye'nin NATO üyeliğinin ülke güvenliği açısından önemi 5 üzerinden 3,5 puan olarak ölçüldü. ABD'nin dünya barışına en büyük tehdit görülmesine rağmen NATO'nun kritik bir bileşen olarak değerlendirilmesi, toplumun ABD ile NATO'yu birbirinden ayırarak pragmatik bir güven duyduğunu ortaya koyuyor.
Metodoloji: Bu araştırma, PanoramaTR tarafından 12-19 Ocak 2026 tarihleri arasında, Türkiye genelini temsil eden 2109 katılımcı ile cep telefonu üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın hata payı %95 güven düzeyinde ±%2,6'dır