DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, "Türkiye’de bir çözüm süreci yürütülürken, aynı dönemde Kuzey-Doğu Suriye’de izlenen tarafgir politikalar tam bir siyasi riyakarlıktır. Bir yandan barış arayışı sürerken, diğer yandan Kürtlerin kazanımlarını hedef alan politikalar uygulanmaktadır. Bu çelişkili tutum, samimiyeti sorgulatmakta ve sürece zarar vermektedir" açıklamasını yaptı.
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, Suriye’de devam eden çatışmalar ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Suriye'de savaşa değil "cesur bir barışa ve tüm halkların eşit olduğu bir toplumsal sözleşmeye" ihtiyaç olduğu belirtilen açıklamada, Halep’te çatışmaların durmasına rağmen Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin hala abluka altına olmasının "kabul edilemez bir suç" olduğu ifade edildi.
Devem eden çatışmaların "provokasyon" olarak nitelendirildiği açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Barış ve çözüm arayışları, askeri dayatmalar ve algı operasyonlarıyla gölgelenmektedir. Uluslararası Koalisyon ve Suriye Demokratik Güçleri’nin Dêr Hafir'da gerçekleştirdikleri görüşmelerin hemen ardından aynı bölgenin ağır silahlarla hedef alınması açık provokasyondur.
Ahmet El-Şara ve emir-komutasındaki cihatçı yapıların, Dêr Hafir'daki uzlaşı sonrasında anlaşmayı hedef alan tutumu Tişrîn Barajı, Tabqa, Reqa ve Dêra Zor kırsalında sürmektedir. Bu saldırılar sabotaj amaçlıdır. QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî'nin 'Halep'in doğusundaki güçlerini Fırat'ın doğusuna çekerek yeniden konumlanma' kararını açıkladığı ve iyi niyet beyan ettiği saatlerde saldırıların gerçekleşmesi, müzakere zeminini dinamitleme girişimidir.
Geçici Şam Hükümeti’nin tutumu çözüme değil, çözümsüzlüğe hizmet etmektedir. Yürütülen karalama kampanyaları ve algı operasyonlarıyla diyalog zemini ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. 10 Mart Mutabakatı’nı ihlal eden taraf, taahhütlerine sadık kalmayan Geçici Şam Hükümeti'dir. Siyasi çözüm iradesinin ciddiyeti sözlerle değil, pratiklerle ölçülür. Suriye'deki kriz siyasidir, o nedenle sadece halkların kimi haklarını kültürel ve sivil düzlemde tanımakla kalıcı çözüme ulaşılamaz. Kalıcı ve siyasi çözüm kararnamelerle değil, anayasal çözümle gerçekleşir. Suriye'de demokratik bir anayasa yapılmalı, halkların ve inançların öz iradeleri tanınmalı ve hakları güvence altına alınmalıdır. Suriye'nin genelini kapsayan gerçek bir demokratikleşme perspektifi olmalıdır. Alevilerin, Dürzilerin ve Hıristiyanların haklarının tanınmadığı, inanç özgürlüklerinin güvence altına alınmadığı bir sistemde toplumsal barıştan söz edilemez. O nedenle Suriye'nin tamamına demokratikleşme ve âdemimerkeziyetçi yapının sirayet etmesi ve bunun anayasal güvence altına alınması gerekmektedir. Farklı kimlik ve inançtan insanlar Suriye Arap Cumhuriyeti adı altında yaşamaya zorlanmamalı; Demokratik Suriye'nin onurlu, eşit, özgür birer paydaşı olmalıdırlar. Suriye'de yeni cephelere değil; denenmemiş, cesur bir barışa ve tüm halkların eşit olduğu bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç vardır.
Türkiye'de devlet ve iktidara, Suriye'de tarafları kızıştıran değil, uzlaştıran ve bir arada tutan bir aktör olması çağrısında bulunuyoruz. Türkiye’de bir çözüm süreci yürütülürken, aynı dönemde Kuzey-Doğu Suriye’de izlenen tarafgir politikalar tam bir siyasi riyakarlıktır. Bir yandan barış arayışı sürerken, diğer yandan Kürtlerin kazanımlarını hedef alan politikalar uygulanmaktadır. Bu çelişkili tutum, samimiyeti sorgulatmakta ve sürece zarar vermektedir.
Dışişleri ve Savunma Bakanlığı başta olmak üzere yürütme erkini, Türk-Kürt ilişkilerini zedeleyen politikalardan derhal vazgeçmeye çağırıyoruz. Suriye’de Kürtlerin statüsüne ve demokratik kazanımlarına karşı yürütülen her türlü kirli propaganda ve yaklaşım terk edilmelidir. Sınırın bu tarafında 'yurttaş' dediğinize, öbür tarafında 'düşman' muamelesi yapamazsınız; bu, halkın hafızasında onarılmaz yaralar açmaktadır. Barış, bütünlüklü bir irade gerektirir; Ankara’da yapıcı, Suriye’de yıkıcı olunamaz. Barış söylemde değil, uygulamada hayat bulur. Suriye politikalarının Türkiye’deki barış iradesiyle uyumlu hale getirilmesi elzemdir.
Sayın Abdullah Öcalan ile 17 Ocak tarihinde yapılan görüşmede Suriye'deki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur. Sayın Öcalan, Suriye'de devam eden çatışmaları Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni baltalama çabaları olarak değerlendirmiştir. Suriye'deki sorunların diyalog, müzakere ve ortak akılla çözülebileceğine vurgu yapmış, bu konuda sorumluluğu alma noktasında net irade beyanı ortaya koymuştur. Sayın Öcalan gidişattan son derece endişeli olduğunu belirterek tüm taraflara sağduyu çağrısında bulunmuştur. Sayın Öcalan'ın bu kritik süreçte daha aktif rol oynayacağı koşullar acilen yaratılmalıdır.
DEM Parti olarak; Rojava'ya yönelik saldırıların bölgesel barışı tehdit eder duruma geldiğinin altını çiziyoruz. Suriye'nin yeniden inşası için sorumluluk alan devletler başta olmak üzere, tüm bölge devletleri Suriye'de Kürt-Arap, halklar-inançlar barışının sağlanması için katkı sunmalıdır. Türkiye'de devlet ve iktidara, Suriye'de tarafları kızıştıran değil uzlaştıran ve bir arada tutan bir aktör olması çağrısında bulunuyoruz. Halep'te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê'ye yönelik kuşatmanın kaldırılmasını, Dêr Hafir, Tişrîn Barajı, Tabqa, Reqa ve Dêra Zor bölgelerindeki saldırıların derhal durdurulmasını, diyalog ve anayasal çözüm yolunun yeniden işletilmesini talep ediyoruz. Suriye'de barışı savunmak, aynı zamanda Orta Doğu halklarının eşitliğini ve ortak geleceğini savunmaktır. Biz bu çizgide ısrar edeceğimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz."