Bir zamanlar Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden biri olan tekstil sektörü, son yıllarda giderek derinleşen bir krizle karşı karşıya. Özellikle küçük ve orta ölçekli üreticiler, artan maliyetler ve azalan siparişlerle ayakta kalmakta zorlanıyor. Sektörün kalbinde, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde faaliyet gösteren bir atölyeye konuk olduk. 30 yıllık deneyimiyle sektöre tanıklık eden Erol Aslan, krizin etkilerini, nedenlerini ve iş gücündeki dönüşümü çarpıcı ifadelerle anlattı.
Erol Aslan, tekstil sektörüne henüz çocuk yaşta adım atmış, 1990’ların altın çağında ustalık öğrenmiş bir isim. Bugünse, geçmişin canlı temposundan eser kalmadığını söylüyor:
“Eskiden makineler sabah açılır, gece yarısına kadar çalışırdı. Merter, Osmanbey, Laleli’de her atölyede iş vardı. Bugünse makineler çalışıyor ama artık kâr etmiyoruz. Hatta bazı günler makineleri hiç açmadan geçiriyoruz.”
Atölyede o gün gömlek dikiliyor. Ancak Aslan, üretimin artık düzenli değil, günübirlik siparişlerle yürüdüğünü anlatıyor:
“Bugün gömlek var, yarın iş olmayabilir. Eskiden üretim planlıydı, firmalar siparişlerini aylar öncesinden verir, atölyeler önünü görebilirdi. Şimdi belirsizlik hâkim. Çalışan da belirsizlik içinde, işveren de.”
Aslan’a göre Türkiye tekstilinin gerilemesinin temelinde üç önemli sorun yatıyor:
ÜRETİM MALİYETLERİNİN ARTIŞI:
“Kira, elektrik, işçilik, kumaş… Hepsi çok pahalı. Üretici bu maliyetleri kaldırmakta zorlanıyor. Hele küçük atölyeler için bu tablo daha da yıkıcı.”
DOLAR KURU BASKISI:
“Hammaddeyi dolarla alıyoruz ama içeride satış fiyatı dövize göre artamıyor. Bu kur baskısı yüzünden zararına üretim yapmak zorunda kalan çok firma var.”
İÇ PİYASADA DARALMA VE TALEP EKSİKLİĞİ:
“Pandemiden sonra iç piyasa biraz toparlanır gibi oldu ama 2022’den bu yana ciddi bir durgunluk var. Tüketici harcamıyor, firmalar da sipariş vermiyor. Büyük firmalar çareyi Mısır, Bangladeş, Pakistan gibi daha ucuz üretim yapan ülkelere kaçmakta buldu.”
Aslan, büyük firmaların üretimi dış ülkelere kaydırmasının sektördeki dengeleri altüst ettiğini söylüyor:
“Artık Türkiye sadece numune ülkesi oldu. Koleksiyonları burada hazırlıyorlar ama üretimi Mısır’a taşıyorlar. Ustabaşılarını bile yurt dışına gönderiyorlar. Sonra orada ürettirdikleri ürünleri getirip Türkiye’de satıyorlar. Biz burada emeğimizi veriyoruz, parayı Mısır kazanıyor.”
BirGün'de yer alan habere göre; sektörde yaşanan krizin bir diğer yansıması ise değişen iş gücü yapısı. Aslan, artık atölyelerde yerli işçi bulmanın neredeyse imkânsız olduğunu belirtiyor:
“10 kişilik bir atölyede 5-6 kişi yabancı oluyor. Suriyeli, Afgan, Türkmen, Afrikalı işçiler çalışıyor. Eskiden Moğol işçiler vardı, şimdi daha çok Afganlar var. Genç Türkler bu işi yapmak istemiyor.”
Aslan, bu durumun zanaatkârlığı da yok ettiğini düşünüyor:
“Biz ustalığı çıraklıktan öğrenirdik. Şimdi işçiler sadece bir makine öğreniyor, diğer süreçleri bilmeden üretim yapıyor. Eskiden işin ruhu vardı, şimdi sadece hız var.”
Sadece üretim değil, hayaller de krizin gölgesinde kalıyor. Aslan, kendi çizimlerini ve tasarımlarını gösterirken sesi buruklaşıyor:
“Kendi çizdiğim kıyafetler var, kalıplarını çıkardım, diktim. Ama sipariş olmayınca devam edemiyoruz. Bir tasarımı üretmenin maliyeti çok yüksek. Düşünsene, hayal ediyorsun ama gerçeğe dönüştüremiyorsun. O yüzden tasarımlar defterlerde kalıyor.”
Aslan’ın çizim defterinde onlarca tasarım var ama yalnızca birkaçı hayata geçmiş. Kendi mağazasını açma hayalini ise bir süredir rafa kaldırmış:
“Üretim maliyetleri bu kadar yüksekken mağaza açmak hayal gibi. Ama şartlar elverse, kendi tasarımlarımı satmak isterdim. Çünkü hâlâ tekstili seviyorum.”
Türkiye’de tekstil hâlâ önemli bir istihdam alanı ve ihracat kalemi. Ancak küçük ölçekli üreticiler hızla sistemin dışına itiliyor. Aslan, bu gidişatın sürdürülebilir olmadığını düşünüyor:
“Bu gidişle 10 yıl sonra Türkiye’de sadece büyük fabrikalar kalır. Küçük atölyeler ya tamamen kapanır ya da fason üretimden başka bir şey yapamaz. Oysa bu sektör bir zamanlar milyonlarca kişiye umut veriyordu.”
Aslan’ın sözleri, sadece kendi hikâyesini değil, sektördeki binlerce küçük üreticinin ortak hikâyesini yansıtıyor:
“Biz tekstilciler krizlere alışığız ama ilk kez bu kadar büyük bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Eskiden işler kötü de olsa yarını planlayabiliyorduk. Şimdi öyle bir umut da yok. Türkiye, tekstildeki avantajını kaybediyor. Eğer bu gidişata bir çözüm bulunmazsa, tekstil sadece geçmişte kalan bir başarı hikâyesi olur.”