Filiz Has

Tarih: 16.03.2022 13:39

Misafirlik Adabı

Facebook Twitter Linked-in

Çocukluğumuzda komşulara misafirliğe gittiğimizde, annemizin dizinin dibinden ayrılmaz, çocuklar için kurulan sofraya davet edilsek bile annemiz bakışlarıyla onay vermedikçe o sofraya gidip oturmazdık. Sokağa çıktığımızda balon, pamuk şeker ya da dondurma istediğimizde, fazla yüksek olmayan bir sesle isteğimizi söyler, paramız yoksa annemiz avucunun içindeki elimizi hafifçe sıkarak bize “şimdi olmaz” mesajını verirdi; biz de üstelemezdik zaten… Misafirlikte yerlerde tepinmek, çılgınca eşyaları oraya buraya fırlatmak, ağlamak veya tutturmak ayıptı ve hiç hoş karşılanmazdı. Özellikle misafirlikte, gittiğimiz evdeki odalara öyle kafamıza göre girip çıkmaz, evin çocuğuna ait oyuncaklarla, kendisi izin vermedikçe oynamazdık.

Bunları neden anlatıyorum? Bu misafirlik işleri günümüzde çok değişti… Şimdilerde zaten kimse kimseye öyle komşu gezmesine pek gitmiyor ve gidilse bile hem büyükler hem de küçükler dijital esaret yüzünden pek de yerinden kalkmıyor zaten… Çocuklar tablet ve telefonda video izler, oyun oynarken büyükler de televizyondaki dizi ya da maçları izledikleri için, pek de komşuluk sohbetleri yapılmıyor eskisi gibi…

Bunları yeniden hatırlatma sebebim, şu bize yurt dışından gelen göçmenler meselesi aslında… Savaştan kaçan Suriyeliler, Afganlar derken şimdi de Ukraynalıların gelişi gündemde… Ülkelerindeki savaştan kaçıp komşu ülkelere sığınmaları suç mu peki? Aslına bakarsanız değil elbette… Dünya kurulduğundan beri ya da şöyle söyleyelim; savaşlar boyut değiştirdiğinden beri dünyanın her yerinde benzer şeyler oluyor. Güçlü olan aç gözlülüğünü doyurmak için bazen dibindeki bazen de kendisine göre dünyanın öbür ucundaki bir ülkeye saldırıyor. Olan her zaman, durumdan bihaber çocuklara, kadınlara, yaşlılara ve kısacası masumlara oluyor. Savaşın da bir kazananı olmuyor uzun vadede aslına bakarsanız; ama bazı ülkeler için bu savaş ekonomisi de yer altı kaynakları, tarım, borsa gibi bir gelir kapısı; ama kirli olanından…

Peki, ülkesindeki savaştan bir sebeple kaçıp komşu ülkelere sığınan göçmenlerin de bir çeşit misafir olduğu gerçeği doğru değil mi? Sonuçta evinde yangın çıktı ve canını kurtarmak için kendini, çoluk, çocuğunu alıp komşuya sığınmışsın;  başta bahsettiğim misafirlikten bunun ne farkı var?

Gittiğin evde nasıl kafana göre hareket edemiyor ve ev sahibinin sana söylediği biçimde hareket ediyorsan, gittiğin başka bir ülkede de kendine yer ettikten sonra ortalığı dağıtamazsın. Günümüze bakalım; Suriyeli ve Afgan göçmenlerin karıştığı suç olaylarının sayısı hiç de az değil… Artık birçok ilimizde nüfusları neredeyse yerli halkın iki katına çıkmış durumda… Ülkenin asıl vatandaşlarının aksine, sağlıktan eğitime pek çok şeyi bedava yaşayan göçmenler, düşük ücretle çalışmayı kabul ettiklerinden, ülkedeki istihdam dengesini de alt üst etmiş durumdalar. Bir de kontrolsüz üreme olayı var ki bunu kasıtlı olarak mı yapıyorlar yoksa gerçekten çok fazla sayıda çocuğun bereketine mi inanıyorlar? Bunu da pek anlamadık. Ama sorun şu ki evinizdeki yangından kaçıp komşuya sığındığınızda, sürekli olarak çocuk dünyaya getirip bir de kendinizle birlikte o çocukların bakımını da sığındığınız evin sahiplerine yüklemezsiniz. Doğal olarak bu hiç hoş karşılanmaz… Üstelik ev sahibi sizin kadar da çocuk konusunda üretken değilse, bu durum ekstradan göze de batabilir… Ülkemizdeki Suriyelilerin durumu şu anda tam olarak bu.

Maalesef Suriye’den gelen milyonlarca göçmen, bugün ülkemizde legal yollardan ticaretten tutun da illegal yollardan kara ticarete kadar birçok alanda boy gösteriyorlar. Afganlar meselesi var ki bir de ona henüz kimsenin aklı sırrı tam olarak ermiş değil. Zira her gün sosyal medyada, akın akın doğu illerimiz üzerinden sınırı geçerek ülkemize geldiklerini görüyoruz. Üstelik Afganlar, Suriyelilerden farklı olarak aralarında kadın ve çocuklar olmadan, çoğu askerlik çağında erkekler olarak ülkeye akın ediyorlar. Buradaki amacı da anlamak mümkün değil; savaştan kaçmak söz konusu ise o halde öncelikli grubun kadınlar ve çocuklar olması gerekmez mi? Bu duruma ses çıkaran hiçbir yetkili merci öne çıkıp tatmin edici bir açıklamada bulunmadı şimdiye kadar… Üstelik seçim atmosferine iyice girilen son günlerde “biz onları ülkelerine göndermeyeceğiz” açıklamaları bile yapıldı.

Hiçbir iktidar, hiçbir ülkede halkın parasıyla halka sormadan, halkın açık rızasını almadan ülkeye bu kadar ne olduğu belirsiz göçmeni dolduramaz. Üstelik bir göçmen politikası bile olmadan, kayıt tutulmadan ve kimin nerede olduğu bile çoğu zaman bilinmeden ülkede bu kadar başıboş göçmen dolaştırılamaz. Çünkü bu tutum, bu ülkenin asıl vatandaşlarının, vergiye tabi insanlarının ve bu ülkenin çocuklarının geleceğine dinamit koymaktır.

Lider olmakla yönetici olmak arasındaki farklardan biri de sanırım burada daha belirgin biçimde ortaya çıkıyor. Zira bir lider, ülkesinin demografisini tehlikeli bir biçimde değiştirecek ve ülkenin kaynaklarını kendi vatandaşından daha çok mülteciler için harcayacak bir bakış açısına sahip olmaz. Ancak iktidarları elinde tutan yöneticiler, maalesef seçim, koltuk sevdası ve birtakım çıkarlar uğruna ülkeyi bu riske kolayca atabiliyorlar.

Aklıselim olmanın her zaman kazandırdığı gibi, bu konuda da geniş bir perspektiften bakmak ve ülkenin gelecekteki yararlarını ön plana almak bize kazandıracaktır. Misafirlikte rahat durmayan misafirlere ne yapılırsa, ülkede bozgunculuk çıkaran göçmenlere de aynı politika uygulanması sanırım çözümü kolaylaştıracaktır. Misafirlik, adabını bilen için güzeldir.

Dünya var oldukça savaşlar ve mülteciler hep olacaktır. Bu işin bir standardını oluşturmak ve savaştan sonra gelenleri ülkelerine geri göndermek de bu göçmen politikasının önemli bir parçası olmalı…

Kapınızı her gelene açmayın; merhametiniz nedeniyle açtığınız ve içeri aldıklarınızdan da gözünüzü asla ayırmayın.

 

Sevgiler


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-DT9JLG88B3