Çiğdem Toker


AYM’ye ne olacak?

Meydan okumaydı; çünkü Cumhurbaşkanı, hem Anayasa hem de içtiği ant uyarınca Anayasa’nın uygulanmasını gözetmekle yükümlüyken, “Türk Milleti adına” karar veren yargının kararını tanımadığını söyleyerek kendisine o konumu sağlayan temel anayasal dayanağı tartışmaya açıyordu.


“Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması, basit bir hukuk tartışması değildir. Bu, çok kritik bir eşiğin aşıldığı anlamına gelir. Türkiye artık anayasal bir devlet değil, sadece anayasalı bir devlettir. Anayasa vardır ancak uygulanıp uygulanmaması siyasi iradenin tercihine bırakılmıştır”

aym

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını tanımadığını, saygı da duymadığını ilk söylediğinde takvimler 2016 yılını gösteriyordu.

Konu, Can Dündar ile Erdem Gül’ün tutukluluğuna dair bireysel başvuruda verilen hak ihlali kararıydı.

Normal eleştiri sınırlarını aşan bu ifade, meydan okumanın yanı sıra hukuk devleti prensipleri açısından tuhaflık sergiliyordu.

Meydan okumaydı; çünkü Cumhurbaşkanı, hem Anayasa hem de içtiği ant uyarınca Anayasa’nın uygulanmasını gözetmekle yükümlüyken, “Türk Milleti adına” karar veren yargının kararını tanımadığını söyleyerek kendisine o konumu sağlayan temel anayasal dayanağı tartışmaya açıyordu.

Tuhaf­tı; çünkü o gün geçerli yönetim sistemine göre Cumhurbaşkanının AYM kararlarına uyup uymama gibi bir yükümlülüğü zaten bulunmuyordu. AYM kararlarının uygulanması, kararın gereğinin yapılmasına dair ödev Erdoğan’a değil, yargı organlarına aitti.

Dolayısıyla o ifade, yürütmenin başı sanki yargıya talimat verebilirmiş gibi bir ön kabulü de içinde barındırıyordu.

Erdoğan’ın AYM kararlarına yönelik olumsuz yaklaşımı bununla sınırlı kalmadı. İki yıl önce de bir Danıştay kararını eleştirirken şöyle dedi:

“Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor.”

* * *

2016’dan bugüne 10 yıl geçti.

AYM kararına saygı duymadığını açıklayan Cumhurbaşkanının bu ifadesinden bir yıl sonra Anayasa referandumu yapıldığını, o referandum sürecindeki aleni hukuksuzluğu, seçmenin büyük tepkisine karşın ana muhalefet partisi yönetimindeki edilgenliği anımsarsak bugüne bir günde gelinmediğini de ayırt edebiliriz.

Bugün, AYM kararlarının uygulanmamasının vicdanları kanatan bir eziyete dönüştüğüne tanıklık ediyoruz. Ocak ayının ilk günlerinde cezaevinden hastaneye götürülerek tedavi edildikten sonra tekrar cezaevine götürülen Gezi davası hükümlüsü Şehir Plancısı Tayfun Kahraman’ın, MS hastalığına bağlı olarak dengesini kaybederek düştüğü, başından ve elinden yaralanması nedeniyle hastaneye kaldırıldığı ortaya çıktı.

Eşi Meriç Kahraman, olayı ayrıntısıyla aktardığı sosyal medya paylaşımında, “Tekrar hatırlatıyorum: Tayfun hakkında AYM tarafından yeniden yargılama kararı verilmiştir. Eşim hukuken masumdur. Kararın uygulanmaması nedeniyle şu an fiilen özgürlüğünden mahrumdur.” diyerek, “Yasalara uyun, mahkeme kararlarına uyun, eşimi serbest bırakın.” çağrısında bulundu.

Vicdanları eş anlı kanatan ikinci olayın öznesi olan Mehmet Murat Çalık’ın hukuksal konumu ise Kahraman’ınki ile bir yönüyle ayrışıyor:

AYM’nin, durumunda hak ihlali görmediği tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, her geçen gün ağırlaşan sağlık durumuna rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediyor. Eşi Zehra Çalık da gazeteci Ersin Eroğlu’nun yayınında, “Geri dönüşü olmayan bir şey yaşamayalım” çağrısında bulundu.

* * *

Vicdan çağrılarının; anne, eş, çocuk gözyaşlarının soğuk ekran ve uzun koridorlara çarpıp kuruduğu o dosyalar, devlet diliyle “münferit” görünse de aslında değil.

Bugünlere ağır ağır ve stratejik adımlarla gelindiğini, kimi AİHM’in hak ihlali kararı uygulanmayan —Tayfun Kahraman’a, Mehmet Murat Çalık’a, Can Atalay’a, Osman Kavala’ya, Selahattin Demirtaş’a hiçbir yararı olmasa da— geriye baktığımızda daha berrak görebiliyoruz.

* * *

Uzunca bir zamandır AYM kararları tanınmamaktadır.

Dahası AİHM tarafından verilen hak ihlali kararlarının da gereği yapılmamaktadır.

Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu’nun ifadesiyle, “Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması, basit bir hukuk tartışması değildir. Bu, çok kritik bir eşiğin aşıldığı anlamına gelir. Türkiye artık anayasal bir devlet değil, sadece anayasalı bir devlettir. Anayasa vardır ancak uygulanıp uygulanmaması siyasi iradenin tercihine bırakılmıştır.”

Anayasal kurumların dikkate alınmadığı bir yargı sisteminde vicdan çağrıları yapmanın anlamı, yeri ve hükmü var mıdır; emin olamıyoruz.

Bu insanlık dramları ortasında, AYM’nin geleceği, kararlarına konu yurttaşların yaşam hakkı kadar olmasa bile hukuk devleti ve vatandaşlık açısından büyük önem taşıyan bir meseledir.

Ve bu meselede, bizatihi AYM üyelerinin neler düşündüğünü, önceliklerinin ne olduğunu da kamuoyu bilgilenmesi adına merak etmekteyim.

Yanıt gelmeyecek bile olsa not düşmek istedim.

https://t24.com.tr/yazarlar/cigdem-toker/aymye-ne-olacak,53425