802-508-7352

İbrahim Kahveci


Ayna ayna söyle bana…

KÖİ ihalelerinden bir tanesi yoktur ki, açık-şeffaf ve yolsuzluk kokuşmasın. Dünya’da en fazla kamu ihalesi alan 10 grubun 5’i ülkemizdendir ve hepsi şaibelidir. Hatta şaibe ötesi bir durum vardır.


Konumuz kamu yolsuzluğu…

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu 2015 yılı başında “Siyasi Etik Yasası” çıkartacaktı. Bu yasa ile kamu gücünü kullananların yolsuzlukları önlenmeye çalışılacaktı.

O dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün sonraki Bakanlar Kurulu toplantısından önce AK Parti Yönetim Kurulu üyelerini akşam vakti toplamıştı ve şu sözleri kamuoyuna yansımıştı: “Böyle şeyler açıklanmadan istişare yapılmalı.”

Davutoğlu’nun Şeffaflık Paketi ile TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin grup başkanvekilleri, genel merkez yöneticileri, il ve ilçe başkanlarına mal bildirim zorunluluğu getirilmesine Cumhurbaşkanı Erdoğan sıcak bakmayarak “Böyle giderse görev alacak il ve ilçe başkanı bulamazsınız” demişti.

***

Bu yaşanılanlar aslında bir gerçeğin itirafı şeklindeydi. Türkiye’de siyaset maalesef yolsuzluk üzerine kurulu şekilde işliyor. Bunun A partisi B partisi fark etmiyor. Hatta bunun Merkezi Yönetimi ve/veya Yerel Yönetimi de fark etmiyor.

Türkiye bir başka gerçekle de yüzleşmiş durumda: Kim ne konuda iddialı ise tam da o konuda ülkeye en büyük zararı veriyor. Tansu Çiller’in ekonomi profesörlüğü döneminde maalesef ülke ekonomisi en büyük yapısal yıkımları yaşamış ve büyük durağanlığa girmişti.

Benzer bir durum Adalet ve Kalkınma Partisi için de geçerlidir. Bugün ülkemizde yıkılan en temel iki kavram adalet ve kalkınma olmuştur.

Ama AK Parti’nin bir başka yıkımı daha vardır. İktidara gelirken 3 Y dedikleri yolsuzluk-yoksulluk ve yasaklar. Bu söylem aynı zamanda İslami bir dille de ifade edilmiştir. Bugün geldiğimiz yere baktığımızda ülkemiz için en yıkıcı sonuçlar tam da yolsuzluk-yoksulluk ve yasaklar alanında yaşanmaktadır.

***

Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu yolsuzluk iddiaları ile suçlayanların yolsuzluk karnesi adeta dolup taşmaktadır. Nerede ise her bir kamu ihalesi yolsuzluk şaibesi dışında yapılmış olsun.

Mesela Rizeli Cengiz’in ihale dosyası bile başlı başına Türkiye örneğidir. Bağımsız bir kurum tarafından bu ihaleleri incelemeniz bile AK Parti için yeterli ve fazlasıdır.

KÖİ ihalelerinden bir tanesi yoktur ki, açık-şeffaf ve yolsuzluk kokuşmasın. Dünya’da en fazla kamu ihalesi alan 10 grubun 5’i ülkemizdendir ve hepsi şaibelidir. Hatta şaibe ötesi bir durum vardır.

Karnesi zayıflarla dolu birinin bir başkasını zayıf iddiası ile suçlaması tirajı komik bir durumdur. En kaba tabirle 200 milyar dolar civarı izaha muhtaç bir kaynak transferi nasıl olabilir?

AK partililere bunları sorduğumuzda “ticari sır” diyorlar. Kendilerinin işlemine ticari sır diyenler muhalefetin işlemlerine yolsuzluk diyebiliyorlar. Hem de hiç aynaya bakmadan.

Türkiye dünya yolsuzluk sıralamasında 40-50 sıralarında yer alıyordu. Bugün sıramız 115’e gelmiş durumda. Nijer, Nepal ile aynı yolsuzluk puanına sahibiz. Zambia, Gambia, Etiyopya bizden daha iyi. Bukina Faso ise turuncu listede bizden epey iyi… Zaten yolsuzluk listesinin dibinde bulunan Sudan, Somali ve Venezuela en yakın dostlarımız.

Her nedense dilimizdeki İslami söylemler yolsuzluk işine gelince hiç hükme girmiyor. Ülkemizde samimi bir dindar için sadece ve sadece bu çelişki yeterlidir. 1,5 milyar dolarlık köprüye nasıl 15 milyar dolar Hazine garantisi veriliyor? diye sorduğunuzda dildeki İslam’ın ihaledeki işlemlerle alakasının olmadığını anlarsınız.

Gerçekten ülkemizde siyasi dildeki İslami söylemler neden kamu ihalelerinde geçerli değildir? Yoksa ilçe başkanı bulamazsınız sözü kurulu çarpık düzeni mi ifade ediyor?

SANDIK TERÖRÜ DE VAR MI?

Önceki gün yazımda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medya paylaşımlarından mesajlarını vermiştim. Israrla göstericileri, İslami mabet düşmanı, sokak terörü, Vandallar vs şeklinde tanımlıyordu.

Acaba geçen Pazar günü sandığa giden ve İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için oy kullanan 15,5 milyonu ne olarak tanımlayacağız?

Anlaşılan sokak gösterilerinden çok çekiniliyor. Haksızlıklar karşısında Anayasal hakkın kullanılması çok rahatsız etmiş olabilir. Ama burada kilit soru şudur: Sandığa hem de çok zor şartlarda gidip oy kullanan 15,5 milyon ne ifade ediyor? Onlara da sandık teröristi mi diyeceğiz?

Aslında meydanlara inen yüzbinlerin asıl arka yüzü o sandığa gidenlerdir. Mesajı almak yerine ısrarla mesajı inkar etmek nereye kadar sürecektir?

Bundan sonrası hiç kolay değil; Türk Halkı bir mesaj verdi ve bu mesajın asıl yeri 15,5 milyon seçmenin iradesidir. Artık her gün erken seçim için saat sayan bir ülke olduk; kimse 3 yıl hesabı yapmasın. Bu ülke bu kadar belirsizliği ve gerilimi kaldıramaz.

https://www.karar.com/yazarlar/ibrahim-kahveci/ayna-ayna-soyle-bana-1603345