Sıcak savaşın toz – dumanı arasında üzerinde yeterince durulmayan konular var. Hem de hayati konular. Bugün onlara bakalım istiyorum.
LİDER SUİKASTLARI
-Savaşta öne çıkan bir konu, İsrail’in İran’ın lider kadrosuna yönelik suikastlarıdır. Bunu daha önce Hizbullah’a ve Hamas’a karşı da uygulamıştır. Şu ana kadar bu yöntemde başarılı olduğu ya da İran’ın, Hizbullah’ın Hamas’ın bu suikastları önleyemediği açıktır. İsrail’in savaşta sınır tanımadığı hususu işin bir tarafı, İran’ın ya da Hizbullah ve Hamas’ın kendi liderliklerini koruyamamış olması da diğer tarafıdır.
Savaşlar, içinde taraf olarak yer almamış olsalar bile her ülkenin örnek olay olarak analiz ettiği, etmesi gereken hadiselerdir. Hele taraflar, sizin muhtemel risk alanlarınızı oluşturuyorsa daha hassas bir analize ihtiyaç duyarsınız. Bu durumda İsrail’in -ki hem Erdoğan hem Bahçeli Türkiye için tehdit olarak nitelemişlerdir- lider yok etme tarzındaki savaş yöntemi ve İran’ın kendi liderlerini koruyamamış olması bizim güvenlik masalarımızda analiz edilmiş olmalıdır. İsrail ne kadar çalışmış olabilir, İran’ın istihbarat – kontr istihbarat alanındaki zaafları ve lider suikastlarının bir savaşın seyrindeki etkisi nedir, soruları sanırım bu konuda en can alıcı sorulardır.
TÜRKİYE – AMERİKA İLİŞKİLERİ
Türkiye, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem İttifak ortağı Bahçeli üzerinden savaşta İsrail’in hunharlığına karşı en sert tavrı sergilediler. Ancak bir de, savaşta İsrail ile birlikte hareket eden, bombardımanlara katılan, sivil alanları vurup çocukların kanına eli bulaşan “Trump Amerikası” var. Görünen o ki, “Ey Netanyahu!” tarzında bir “Ey Trump!” denmeyecek. Ben “Amerika’yı , daha doğrusu Trump’ı sakınıyoruz” diye ifade ettim nazikçe… Oysa Amerika – Trump’ın, “burnundan tutulup sürüklendiği”ni bizzat Amerikalı güvenlik sorumluları, üstelik istifayı göze alıp ifade ettiler. Türkiye’yi yönetenlerin, özellikle de Erdoğan’ın bir hassasiyeti olduğu açık. Bu biraz da “savaşta tarafsız kalma” nitelemesi ile bir kesim tarafından satın alındı.
Ancak en son “12 İslâm ülkesi” olarak yayınlanan ortak bildiride “İran kınanarak” tarafsızlıkta bir çizgi aşılmış oldu.
Anlaşılıyor ki, Amerika ile “hassas” bir ilişki yürütülüyor. Sanki savaştaki rolünde “sakınılarak” ABD ile problemli alanlar, “Trump üzerinden çözülebilme ihtimali”ne oynanıyor. Bu, savaştaki rolü görmezden gelmek dışında anlaşılabilir bir durum.
Ancak bu süreçte “hangi başlıklar”da “ne tür sonuçlar” alındığının da Türkiye kamuoyunca bilinmesi gerekiyor.
HALKBANK – ZARRAB OLAYI
Tam da bu süreçte karara bağlanan bir Halkbank dosyası var meselâ. Halkbank Genel Müdür Yardımcısı olarak New York’ta tutuklanıp 28 ay tutuklu kaldıktan sonra bırakılan ve en son t24’te Cansu Çamlıbel’e verdiği mülakatta “Zarrab yarın Türkiye’ye dönse benden daha muteber olacağı kesin. Suçsuz olduğumu bilmelerine rağmen kendilerini korumak için beni ateşe atanların hiçbirine hakkımı helâl etmiyorum” diyen Hakan Atilla’nın işaret ettiği konu meselâ. Zarrab “itirafçı” oldu Amerika’da… Ne söylemiş olabilir Amerikalılara meselâ. Türkiye’de siyasi depreme sebep olan süreç hakkında neler anlatmış olabilir, daha doğrusu Amerikalılar biçim bilmediğimiz neleri biliyor olabilir? Halkbank pazarlığını hangi bilgiler etkilemiş olabilir? Zarrab’a Türkiye’deki mal varlığının iadesine nasıl karar verilmiş olabilir? Bunları bilmek de bizim milletin hakkı olmalı meselâ.
GÜRLEK’İN ADALET BAKANLIĞI
Neresinden bakılsa fevkaladenin fevkinde bir olay Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak görevlendirilmesi. Yargıdaki görevden bakan yardımcılığına, oradan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına getirilen, o görevde iken Ekrem İmamoğlu’na ve CHP’nin varlığına karşı tasfiye diye nitelenebilecek operasyona imza eten, sonrasında bu defa Adalet Bakanı olarak görevlendirilen bir isimden söz ediyoruz. Böylesi az görülür Türkiye siyasetinde, yargı camiasında…
En son bakanlıkta nerede ise tüm üst kadroyu değiştirme iradesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla onaylanan bir sima Akın Gürlek. Dediğim gibi böyle Adalet Bakanlığı da az bulunur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bakanlıkta bu üst değişim operasyonuna güven duymuştur mutlaka. Ceza İşleri, Personel, Hukuk İşleri ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlükleri başta olmak üzere, 10’u aşkın üst düzey bürokrat alındı, yerlerine yenileri atandı. Gidenlerin gitmesi gerektiği, yenilerin de tam o göreve layık oldukları sayın Cumhurbaşkanı’nın Akın Gürlek’e duyduğu güven ile alakalı olmalıdır.
Akın Gürlek, İmamoğlu ve CHP operasyonları ile zaten ana gündem maddelerinden birisi idi, şimdi HSK’nın da başkanı sıfatıyla ortaya koyacağı hakim – savcı operasyonları ile de dikkat çekecek demektir.
Bir de partilerin iş birliğine tanık olunan, ama henüz “Askıda” gözüken “Süreç” meselesi var. Sürecin bir ayağı da Akın Gürlek ile ilişkili olacak.
İlginç bir sürece doğru yol aldığımız kesindir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başbakanlığından bu yana “Yargı” alanı ile ilgili sonradan pişmanlığını ifade ettiği tasarrufları oldu. Bir “Zekeriya Öz vak’ası”nın, bizzat sayın Erdoğan’ın başına da Türkiye’nin başına da ne dertler açtığı biliniyor. 17 -25 Aralık olayı… MİT Başkanı Hakan Fidan’a operasyon çekme olayı… Ve en son, 15 Temmuz sonrası, Yargı’da 4 bin 238 hakim - savcının tasfiye edilmesi olayı…
Şimdi Akın Gürlek’li günlere yol alıyoruz. Hayırlısı, ne diyelim?
https://www.karar.com/yazarlar/ahmet-tasgetiren/bazi-konulara-cok-ozel-bakis-1607311


