ABD’nin, Caracas’ta düzenlediği “Saraydan başkan ve karısını kaçırma operasyonu” hakkında söylenmedik söz neredeyse kalmadı. İşin Venezuela petrolüne el koyma yönünü zaten Trump açıkladı. Trump, petrol akışının artırılarak devam edeceğini de belirtti ama bu operasyonun, esas olarak ABD’nin en büyük rakibi, Çin’e karşı yapıldığı da bir sır değil. Bu arada Trump, ABD’nin Monroe doktrinine geri döndüğünü ama buna Donree doktrini de denilebileceğini bildirdi... Yani Donald Trump’ın “Don”ı ile Monroe’nin “roe”si...
Monroe doktrini, Avrupa’nın Amerika kırasında hiçbir ülkeyi kolonileştiremeyeceği ve ABD’nin de Avrupa’nın iç mücadelelerine karışmayacağına dayanıyordu. Avrupa zaten uzun süredir, Orta ve Güney Amerika ülkelerine karışamıyor. Son sınırlı müdahaleyi Falkland adalarını Arjantin’e karşı korumak için İngiltere yapmıştı. Şimdi ise ABD, Venezuela’ya büyük yatırımlar yapan Çin’i bölgeden kovuyor.
“ABD, geniş çaplı bir kara harekâtı yapmadan, yani işgal etmeden Venezuela’yı yönetebilir mi? ABD, satın aldığı yöneticileri atamakla, Bolivarcı direniş ruhuna sahip bir ülkede egemenlik kurabilir mi?” sorularına ise henüz cevap verebilen yok...
Tabii Trump’ın dünyanın her yerinde bu türde müdahaleler yapabileceklerine dair tehditleri, endişeyle karşılandı. Öyle ki, İspanya dışında doğru dürüst tepki gösteren bir ülke de olmadı. Rusya ve Çin pasif kaldı. Türkiye’nin resmi sessizliğinin sebebi ise Tom Barrack’ın Tayyip Erdoğan ile ilgili konuşmasında aranmalı.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, "Başkanımız 'Bundan bıktım, ilişkiler düzeyinde cüretkâr bir adım atalım ve ihtiyacı olanı verelim' dedi. ‘Tamam sayın başkan, neye ihtiyacı var?' diye sorduğumda 'meşruiyet' dedi. Çok akıllı biri... Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16'lar değil. Mesele meşruiyet." diye bir açıklama yapmıştı...
***
Benim dikkat çekmek istediğim bir konu da Trump’ın basın toplantısına katılanların vücut dilidir.
Trump konuşurken, ABD Savaş Bakanı Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı, ellerini göbeklerinde bağlamış, uslu çocuklar gibi yanı başında bekliyordu. Trump tek tek hapsine söz verdi. Hepsi hem konuşmaya başlarken hem devamında hem de bitirirken, Trump’a övgüler yağdırdı. Türkiye’deki bakanların her vesileyle yaptığı gibi... Orman yangınına müdahaleyi anlatırken bile “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla” diyen bakanlarımız var. Görülüyor ki ABD’de de tam bir tek adam yönetimi kurulmuş durumda. Başkana övgü, fiili Anayasa’nın birinci maddesi olmuş. Böyle bir ülkeden sağlıklı kararlar almasını bekleyemezsiniz.
Orta ve uzun vadede, dünya düzeni zorbalıkla sürdürülemez. Ülkeler arası ilişkilerde hakkaniyet gözetilmezse, mutlaka bir tepki oluşur. Bütün dünyayı karşısına alan, bütün dünyayı tehdit eden bir kovboy, bu düzeni ne kadar devam ettirebilir?
***
New York Times’a göre, Washington yönetimi 23 Aralık’ta Maduro’ya iktidarı bırakması ve Türkiye’ye gitmesi yönünde ültimatom iletti. Maduro’nun bu öneriyi öfkeli biçimde reddettiği belirtildi. Durum böyleyse, Türkiye’nin oluru da alınmış olmalı...
Bu arada Türkiye’nin kendi bölgesinde, ABD desteğiyle askeri yığınak yapan PKK ordusu gerçeği var. Türkiye, ABD’nin SDG adını verdiği PYD/YPG güçlerine, “10 Mart mutabakatına uy” çağrısı yapıyordu. Süre de bitti ama Türkiye gereğini yapamadı... Bu arada SDG Komutanı Mazlum Abdi başkanlığındaki bir heyet, askeri entegrasyon sürecini görüşmek üzere Şam’da Suriye hükümeti yetkilileriyle bir araya geldi.
Trump’ın Suriye özel elçisi de olan Tom Barrack ise "Başkan Trump tüm satranç tahtasını değiştirdi. Her yerde bunu görüyorsunuz. Hazar Denizi’nden Akdeniz’e kadar bir hizalanma göreceksiniz." demişti...
Yani ABD Dunroe doktrini ile sadece Amerika kıtasını değil, Türkiye merkezli coğrafyayı da hizaya getirmeye çalışıyor.
***
Böyle bir dönemde, Diyarbakır’da Abdullah Öcalan’a özgürlük mitingi düzenlemek, bu hizayla ilgili olmalı. Gerçi, kış şartları gerekçesiyle miting ertelendi. Devlet Bahçeli, özetle “Miting yapmanın mahzuru yok ama Öcalan’ın talepleri arasında kendi özgürlüğü yok.” dedi. Umut hakkını gündeme getiren ve PKK’yı feshetmek şartıyla Öcalan’ı Meclis’te konuşmaya çağıran Bahçeli idi...
DEM Parti ise “Planlanan miting asıl amacına bir yönü ile ulaşmıştır.” açıklamasıyla durumu idare etti.
Erdoğan bu konuda konuşmadı ama herhalde ABD’nin Venezuela operasyonunu önceden biliyordu ki, böyle bir zamanda Diyarbakır’da Öcalan mitinginin yurt genelinde büyük tepkiye yol açacağını, kontrolü kaybedebileceğini ve Türkiye’nin bir kaosa girebileceğini gördü ki miting yapılmadı!
https://www.yenicaggazetesi.com/caracastan-diyarbakira-990522h.htm

