Fehmi Koru


Çılgınlar üçlüsünün kıskacı altındaki dünyamız

İran’da halk hareketleri başladı. Fransa’da sürgün yaşayan Ayetullah Humeyni’yi Tahran’a döndüren ‘devrim’ ateşi ile şimdiki hareketlenme arasında paralellik kurulmaya başlandı bile…


Uzun yıllardır uluslararası gelişmeleri yakından izlerim, İsrail de gözlem alanımda bulunan ülkelerdendir; bu sebeple bir genelleme yapmaya hakkım olduğunu sanıyorum…

O genelleme şu: Şu birkaç yıl boyunca İsrail’i hedef alan, kırıcı, kıyıcı ve müthiş rahatsız edici üslup ile, o ülkenin kurulduğu 1948 yılından bu yana hiçbir dönemde karşılaşmadım.

İsrail her zaman eleştirilecek yönleri bulunan bir ülke oldu; ancak şimdiki kadar yaygın bir ayıplayıcı retorik saldırısına uğradığını hatırlamıyorum.

Yalnız İsrail’i Filistin işgalcisi ve Gazze soykırımcısı olarak tanımlayan yakın coğrafya ülkelerinde değil, Avustralya’dan ABD’ye ve Latin Amerika’ya kadar uzanan dünyanın dört bir köşesinde bir ‘nefret objesi’ne dönüştü İsrail…

Dünyanın en kalabalık kentlerinden, global finans merkezi konumundaki New York’ta, halk, İsrail karşıtlığını saklamayan bir Müslüman politikacıyı, ‘sosyalist’ olma iddiasına rağmen, kentlerine belediye başkanı seçti.

Zohran Mamdani de, Kur’an üzerine el basarak yemin etmesi sonrasında, ilk iş olarak, selefinin İsrail’i mutlu etme amacıyla çıkarttığı kararnameleri iptal etti.

New Yorklular mutlu görünüyor.

Bir sorum olacak: İsrail’in ‘nefret objesi’ haline dönüştüğü son yıllarda meydana gelen global sarsıntılardan en fazla yararlanan ülke hangisidir?

Evet, bildiniz, o ülke İsrail…

En sonuncusu 1973 yılında olmak üzere üç savaşın muhatabıydı İsrail. Birleşmiş Milletler genel kurulunda alınmış yüzlerce aleyhinde karar bulunuyordu. Her zaman ve her zeminde kuşkuyla karşılanan bir ülkeydi İsrail…

Bugün durum ne?

Etrafında ‘düşman’ diye yaftalayabileceği neredeyse hiç ülke kalmadı.

Irak 11 Eylül (2001) eylemleri ile dünya gündemine giren ‘İslamcı terör’ dalgası sonrası dünyada, ABD’nin saldırılarına muhatap oldu. Bugünkü Irak kendi derdine düşmüş, farklılıkların ağır bastığı bir ülke…

Her şey bir tarafa, İsrail’e ciddi bir tehdit değil Irak…

Mısır, Ürdün, Libya, Suriye, Yemen gibi ülkeler üç Arap-İsrail savaşına askerleriyle katılmışlardı; 2000’lere kadar o ülkelerde resmi söylem İsrail’den ‘aduv sohyoni’ (Siyonist düşman) olarak söz edilmesini gerektiriyordu.

Önce Mısır (1978), sonra Ürdün (1994) İsrail ile düşmanlık ilişkisini anlaşmalarla bitirdi.

Anlaşmalarla İsrail’in varlığını kabul edenler arasına yakın zamanda Körfez ülkeleri de katıldı.

Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan, Fas, ‘Abraham Accords’ (İbrahim Mutabakatı) çerçevesinde İsrail’le yakınlaşma sürecine girdi. Suudi Arabistan da mutabakatın sessiz ortağı sayılabilir.

Ahmed el-Şara’nın cumhurbaşkanı olduğu Suriye de diğerlerine katılma yolunda…

Geriye ne kaldı?

Libya?

Yemen?

Lübnan?

Her üç ülke var olma - yok olma mücadelesi veriyor günümüzde…

Çevresinde kendisine düşman ülke bulunmasını stratejik açıdan katlanılamaz sayan İsrail bu amacına büyük çapta erişmiş görünüyor.

Evet, biliyorum, bu tablo içerisinde değerlendirilmesi gereken iki ülke daha var: İran ve Türkiye…

Zaten bu yazımın amacı da bu iki ülkede şu sıralarda yaşananlara dikkat çekmek…

İran’da halk hareketleri başladı. Fransa’da sürgün yaşayan Ayetullah Humeyni’yi Tahran’a döndüren ‘devrim’ ateşi ile şimdiki hareketlenme arasında paralellik kurulmaya başlandı bile…

Devrim ‘Bazari’ denilen çarşı esnafının kepenk indirmesiyle başlamış, üniversite öğrencilerinin öncülük ettiği gençlerin sokağa inmesiyle zirveye çıkmıştı.

Şimdilerde olan gerçekten o dönemde yaşananları andırıyor.

Bir adım ötesi rejim değişikliği…

Neredeyse yarım asırdır ülkeye hakim rejimin sokaklara kolayından teslim olmayacağını, kanlı bir direniş süreci yaşanabileceğini düşündüğümüzde, bugünkü karmaşanın İran’ı iç hesaplaşmalarla güçsüzleştirebileceğini hesaba katmamız gerekir.

Irak, Libya, Suriye ve Yemen’de yaşandığı gibi…

Türkiye?

Ülkemiz ‘Terörsüz Türkiye’ genel başlığı altında köklü bir sorununu çözme amaçlı bir sürecin içerisinde.

Arkasında yaygın bir halk desteği bulunan bir süreç bu. Ancak, Türkiye kendi iç dengeleri yanında komşu ülke Suriye’den de etkilenmeye açık.

Nitekim, süreç Suriye’den olumsuz etkilenmeye başlayalı beri, resmi ağızlardan en çok dökülen sözcük ‘savaş’

Bu arada IŞİD/DAEŞ hücreleri de kıpırdanmaya başladı.

Terörden kurtulup barışa gidilirken birden bire havanın terör ve savaşa dönüşmesi ile karşı karşıyayız.

Hayra alamet mi bu durum?

Bir yanda, Ukrayna’yı postallarıyla ezen Putin…

Diğer yanda, Venezuela ile takışmasında Vahşi Batı standartlarına inen Trump…

Bizim buralarda ise, cirminin çok ötesinde bir azgınlık ile bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmeye çabalayan Netanyahu…

Dünyamızı bu üçlünün insafına terk edemeyiz.

https://www.karar.com/yazarlar/fehmi-koru/cilginlar-uclusunun-kiskaci-altindaki-dunyamiz-1606411