802-508-7352

Taha Akyol


İki korku çarpışıyor

Kurala bağlama ihtiyacı hissedildi. Osmanlı’da kardeş katlini kaldırılıp “evlâd-ı ekber” kuralının gelişmesi, Avrupa tarihinde “veraset kuralları” ilk adımlardı. Sonra seçim hukuku, kuvvetler ayrılığı gibi kurallar gelişti.


Düşünüyorum ki, tarihçiler ileride bugünleri yazarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözlerini önemle ele alacaklardır.

Özgür Özel’i eleştirirken söylediği sözler şöyle:

Tek tek televizyonların medya gruplarını şikâyet ediyor. Bizim kültürümüzde bu tür bir anlayış kesinlikle yoktur. Rabbim, bunların eline bizi düşürmesin.

Türkiye’de medya gruplarının adlarını vererek boykot çağrısı yapan ilk politikacı Sayın Erdoğan’ın kendisiydi; hem de başbakan olarak!

Neyse… Üzerinde durmak istediğim sözü, “Rabbim bunların eline bizi düşürmesin” cümlesidir.

Türkiye’nin diğer yarısı da “Rabbim bunlardan bizi kurtarsın” diyor!

Fevkalade endişe verici bir tablodur bu.

İKTİDAR SAVAŞLARI

Bütün insanlık tarihi kanlı iktidar kavgaları, kardeş katli ve hatta savaşlarla doludur.

Kurala bağlama ihtiyacı hissedildi. Osmanlı’da kardeş katlini kaldırılıp “evlâd-ı ekber” kuralının gelişmesi, Avrupa tarihinde “veraset kuralları” ilk adımlardı. Sonra seçim hukuku, kuvvetler ayrılığı gibi kurallar gelişti.

Artık iktidarın yolu ne devrim, ne ihtilal, ne de darbe… Sadece “hür ve âdil” seçimler.

İktidarlar baskıya yönelirse adalete güven sarsılıyor, tepkiler başlıyor.

Bakın gelişmiş demokrasilere, ne muhalefetlerde bastırılma korkusu, ne iktidarlarda düşme korkusu.

Bizde ise muhalefetin bastırılma, iktidarın düşme korkuları çarpışıyor.

Çağımızda bir ülkenin geleceği için bundan daha iç karartıcı ne olabilir?!

TARİHİN DERSLERİ

Cemil Çiçek, arkadaşımız Ahmet Taşgetiren’e yaptığı açıklamada siyasi nefretin artık annelere, eşlere küfretmek gibi alçaklığın en çukurlarına düşmesini kınıyordu. İnönü’den bir örnek veriyordu. Adnan Menderes’in tiyatro oyuncusu Ayhan Aydan hanımla özel ilişkisi anlatıldığında İsmet Paşa, bunun gazetelerde yayınlanmasına, siyasette istismar edilmesine karşı çıkmıştı.

Çiçek “savaşın bile bir hukuku var” diyerek bugünkü siyasi mücadelenin nasıl çığırından çıktığını belirtiyordu.

Siyasetteki kör kutuplaşma yüzünden geçmişe de “bizden-sizden” at gözlüğüyle bakıyoruz. Dersler çıkaramıyoruz.

Ben de İsmet Paşa’nın 1952’deki şu sözlerini aktaracağım:

Şark memleketlerinde ve Balkan illerinde hakiki demokrasinin kurulamamasının sebebi bir defa iktidara geçenin, bir daha iktidardan düşmemek için çırpınmaları. Hem kendisine, hem vatandaşlara beyhude ve haksız ızdıraplar vermekten başka bir hedefe ulaşamayacaktır…” (15 Mayıs 1952, Ordu mitingi)

Özellikle 1957’den sonra iktidar da muhalefet de kör kutuplaşmayı körüklemişti.

İKTİDARIN OTORİTERLEŞMESİ

Temeldeki sorun, iktidara gelmenin fetihmiş gibi, gitmenin felaketmiş gibi algılanmasına yol açan ‘patrimonyal’ siyasi kültürdür. Kendini güçlü hisseden iktidarlar 1912’den bugüne, muhalefeti bastırmak istiyorlar, muhalefete hain diyorlar.

Bugünkü iktidar, 2014 Haziran’ında TCK’da yapılan değişiklikten bugüne, yargıyı araçsallaştıran, muhalefetin sesini kısan kanunlar ve KHK’lar çıkarıyor: Kuvvetler ayrığını kağıt üzerinde bırakan CB sistemi ve yargıyı siyasallaştıran kadro kanunları başta olmak üzere.

On yıl geride kalmış fiiller için bugün soruşturmalar açılıyor; yeni Gezi soruşturmaları ve gazeteci akademisyen Nuray Mert hakkındaki soruşturma…

Evet, zaman aşımı dolmamışsa soruşturma açılabilir. Ama on yıl önce, beş yıl önce suç sayılmayan fiillerin şimdi “eski defterlerden” çıkarılıp soruşturma, gözaltı, tutuklama konusu yapılması artan otoriterleşme örnekleridir.

Hiçbir demokratik ülkede Ümit Özdağ tutuklanmazdı.

OTORİTE-PROTESTO SARMALI

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun şu sözleri dünden bugüne “otoriterleşen iktidar / hırçınlaşan muhalefet” sarmalının gerçek bir özetidir:

Suç için, kimse birini korumak için meydanları doldurmaz. Ama bir adaletsizlik, hukuksuzluk kaygısı varsa, o toplumsal bir infiale sebep olur.”

Sosyal bilimler tarihimizin büyük isimlerinden merhum hocamız Şerif Mardin tâ 1966 yılında söylemişti:

Türkiye’de muhalefetin sürekli boğazının sıkılmasının yol açtığı en önemli kayıp, sosyal ve iktisadi yaratıcılığın engellenmesi olmuştur.” (Türk Modernleşmesi, İletişim Yay. s. 190)

İktidar kadrosunda kimseden beklemiyorum ama Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek, otoriterleşmenin ekonomiye verdiği büyük zararı bari anlatmalılar.

Yazık oluyor ülkemize.

https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/iki-korku-carpisiyor-1603336