Çok sert bir hava var. Kaçacak ve kaçınacak bir yer yok. Fırtına her yeri kaplamış durumda.
Reel kredi faizlerine bakın.
Yargı operasyonları ile yakın tarihte görülmedik bir reel faiz var. Buna aslında tefeci faizi de denilebilir.
İstanbul’da 2024’deki savcı değişimi sonrası yüzde 7’lerden yüzde 20’lere çıkan reel faiz; yani tefeci faizi oluştu…
Bu faize uzun vadede hiç ama hiç kimse dayanamaz. Eğer mucize buluşlu yüksek teknolojik ürün üreten bir karlılık içinde değilseniz.
Durum makro verilere yansımaya başladı. İşini kaybedenlerin sayısı 500 bine geldi. Yeni iş bulmak zaten imkansız…
Hele bekleyin; daha işsiz sayısı milyonlara ulaşacak.
Reel faizi düşürmek için enflasyonu düşürmek ve/veya Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesi çare etmiyor: Reel faizleri düşürmek için ülkenin risklerini düşürmek gerekiyor.
Mesela bugün CHP hakkında verilecek yargı kararı ülkenin riskini mi artıracak yoksa riskini mi düşürecek?
Bakınız, 2025 yılında rekorlar kırdığımız otomobil sektörü bile yara almaya başladı. İnşaatın ise yakın zamanda ciddi duraksama yaşayacağı aşikar…
Sadece hizmetler sektörü ile nereye kadar sürecek. Temeli olmayan yapı gibi bir şey bu.
Ekonomimizin temelleri çatırdıyor. Acı sesleri duyduğunuzda iş işten geçmiş olacak.
***
Defalarca grafiklerle durumu verdim: Patlamaya hazır bombalar oluşturduk. Mesela döviz… Ülkede dolar bazında fiyatlar tarihte görülmedik yükseklikte. Yani kur piyasası patladı patlayacak.
Aylardır devalüasyon ihtimalini dile getiriyorum.
Faiz zaten aşırı yüksek ama kesmiyor. Reel faizin yüzde 10 bandına yaklaşması büyük tehlike olurken şimdilerde yüzde 15,2 reel faizle yaşıyoruz. Bu faizle ne üretebilirsiniz ki…
Yani bu ne demek: Arz (üretim) olmadan enflasyon düşürülecek…
Düşer ama çok acı düşer… Nerde 2003-2004 enflasyon düşüşü nerde 2018-2019 enflasyon düşüşü.
Acı üstüne acı…
Kur riski, faiz riski ya da ülkenin iktidar riski. Şimdiki en büyük riskimiz.
Yani iktidarı iktidarda tutmanın riski… Ya da faturası.
Yüzde 15-20 arası reel kredi faizini sürdürmek bile ülkenin battığının ilanı iken yeni riskleri kim üstlenecek; faturayı kim ödeyecek?
Teknokrat bir yargı… Ama faturayı ödeyecek olan iş dünyası…
Çok ciddi bir çatışma alanı oluşacak.
Demokrasiler teknokratlığı uzun süre kaldıramaz. Çünkü karar alan ile fatura ödeyen farklıdır. Karar alıcı faturayı gözetmez ve teknokrat yapılar kısa sürede çöker. Ya da o yapıları kuranlar biter…
O nedenle çıkmaz sokağa girdik diyorum. İktidarın çıkış yolu teknokrat yapıya kalmışsa işimiz zor. Hem Adalet hem de iç işleri öyle… Halkın içine girip dolaşacaklar ise başka…
Kim kimin hesabını ödeyecek belli değil. Karmakarışık bir tablo.
Halktan gelmeyen teknokratların faturasını halktan geldiğini söyleyen parti ödeyecek. Ama asıl kararların faturasını ise iş dünyası ödeyecek; yani ekonomi.
Peki bu beden bu yükü taşır mı?
Şu anda bile taşıyamıyor
O zaman neden teknokratlık üzerinden yeni senaryolar deneniyor?
Çıkış mı yok?
Millet uzaklaştıkça milletten uzaklaşma da arttı.
Kopan kopana…
Bağlar sadece ekonomide kopmadı; akıllardaki bağlar da koptu. Ne yola çıkılan akıl kaldı ne de yolda bulunan...
Sonucu söyleyeyim: Kendinizi koruyun…
İktidarın iktidarda kalma faturası çok ağır olacak… Bekleyin ve görün…
https://www.karar.com/yazarlar/ibrahim-kahveci/iktidarin-iktidarda-kalma-maliyetini-kim-odeyecek-1606988



