Ahmet Taşgetiren


Kapanın elinde kalıyor nesiller

Sıkı Harp Okulu Eğitiminin sonunda bile gençlerin attıkları sloganlarla ve kılıç şakırtıları ile mahkemelik olmasına tanık olduk. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları da kuşku uyandırıyor bir yerde.


Bir de baktık ki IŞİD’liler sarmış her yanı… Memleket çapında operasyonlar… Tutuklamalar… Nereden çıktı bu adamlar, hangi arada çeldiler gençlerin kafalarını da onlar ana- babalarına bile küfür – kâfir damgaları basıp can almaya başladılar…

Bir de baktık ki etrafı uyuşturucu sarmış… Medyada, sahnede, ekranda en ünlülerin beynini almış, kullanıyor.

Bir de baktık ki uyuşturucu kullanma yaşı 12’lere inmiş, yani çocuk çağdakilere… Okulların önünde uyuşturucu pazarı kurulmuş…

Bir de baktık ki 12 yaşında bir orta okul öğrencisi eline geçirdiği tüfekle okul müdürünü vurmuş okul bahçesinde… Çocuk cinayetleri gündem olmuş memlekette…

Bir de baktık ki lise öğrencileri biraz yaşı ilerlemiş öğretmenlerini sınıfta alay konusu yapmışlar…

Bir de baktık ki yeni yetme çeteler en çok gençleri – çocuk yaşta olanları tetikçi olarak kullanıyor.

Bir de baktık ki geçim zorluğu çeken aileler, hangi çeteye mensup olduğu bilinmeyen çocuklarının eve getirdikleri ve nereden kazandıklarını bilmedikleri kirli paralara göz yumar hale gelmiş…

Bir de baktık ki eğitim yatırımı ile tanınan dindar yapı, yargıyı, emniyeti, orduyu ele geçirdiğine inanıp, ardından memleketi ele geçirme, bu arada da terör hesapları içine girmiş…

Bir de baktık ki çocuklar okuldan – öğretmenden ziyade digital devin kolları arasında kalmış, her gün biraz daha kanlı bilgisayar oyunları arasında savruluyor.

Bir de baktık ki, memlekette ne işte ne okulda, “Ev genci” diye nitelenen bir nesil türemiş.

Bir de baktık ki yüzlerce üniversitemiz olmuş ama üniversite mezunlarına kasiyerlikten başka iş bulmakta zorluk çeker hale gelmişiz.

Bir de baktık ki, “Dindar nesil” arayışı ile yola çıkan siyasi iktidar, en kötü performansı milli eğitim ve kültür alanında sergilediğini itiraf etmiş.

Bir de baktık ki Bilâl Beyimiz Palet okulları ile, Berat Beyimiz Nûn okulları ile, Selçuk Beyimiz Tekno - Fastlerle devreye girip ikame eğitim çalışmalarına soyunmuş.

Başka başka yatırımlar var çocuk dünyasına ilişkin… Her cemaat çocuklarla ilgileniyor. Süleyman Efendi dünyası İmam Hatiplere mesafeliydi, şimdi ana okullarından başladı işe devam ediyor, İsmailağa dünyası, Menzil dünyası her fraksiyonu ile nesil inşa etme arayışında… Acaba herkesin “Dindar nesil”i buluşacak mı sonunda?

Okulların ilk sınıflarından başlayarak derin tutkularla Anıtkabir iklimine taşımaya çalıştığımız çocuklarımız var.

Tribünlerden “Mustafa Kemalin askerleriyiz” sesleri yükseliyor.

Sıkı Harp Okulu Eğitiminin sonunda bile gençlerin attıkları sloganlarla ve kılıç şakırtıları ile mahkemelik olmasına tanık olduk. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları da kuşku uyandırıyor bir yerde.

Dağlarda eğitim görüp, 50 yıldır ölüp – öldürdükten sonra silâh bırakma noktasına gelenlerin, şimdi barış arayışında nasıl rehabilite edilebileceğini, şayet siyasete girerlerse “Dağdan Ovaya” nasıl bir iklim taşıyacağını bulmaya çalışıyor Meclisimiz – Hükümetimiz - partilerimiz.

Nasıl, ne dersiniz, derlenip toparlanır mıyız size göre bu süreçlerin sonunda? Ülkeyi yönetenler hâkim mi bu sürece? Bir yerde işin toparlanacağını düşünüyorlar mıdır? Yoksa onlar on yıllar sonra bir gün gelip “Ne yapalım milli eğitimi başaramadık” deyince bütün hesabın verilmiş olacağı kanaatinde midirler?

Osmanlı kaht-ı ricali (adam kıtlığı) konuşurdu. Son son, 2. Abdülhamit’in açtığı okullar içinden onu deviren nesiller yetişti. Cumhuriyet “Eskiyi unut, yeni yolu tut, Türklüğe umut, Sen ol çocuğum” diyerek “on yılda on beş milyon genç yaratma” tutkusu ile yeni nesil inşasına soyundu.

Eğitim “milli” olsun istendi, muhtemelen bütün milleti kapsasın anlamında, ama hep tartışma konusu oldu bu memlekette. İşte, “Dindar nesil” mottosu ile çıkılan yolun 24’üncü senesinde de “Bir de baktık ki…” dediğimizde gördüğümüz manzara hemen hiç kimseyi mutlu etmeyecek nitelikte.

Eğitimi yazdım yıllarca, konuştum. “Birim insanımızın özgül ağırlığını yükseltme”nin kendi ülkemiz için de İslâm dünyası için de hayat – memat, yani ölüm – kalım, yani beka meselesi olduğunu yazdım, söyledim. Dünyada güç sahibi toplumlardan söz ediliyorsa bunu eğitimle başardıklarını yazdım, söyledim. Eğitimi, tüm toplumun ortak heyecan alanı haline getirmenin kaçınılmaz olduğunu yazdım, söyledim. Ülkenin genç nüfusunun “geleceği inşa” için bulunmaz fırsat olduğunu yazdım, söyledim. “Misyon” ise en büyük misyon olarak bunu benimsemek ve toplumla bu noktada buluşmak gerektiğini yazdım, söyledim. Bunu söyleyen ve kendini buna adayan pek çok insan oldu ayrıca. Ama gelinen nokta bu. Demek herkes kendi cirmince iş yapabiliyor.

Şehir Üniversitesini kapattık yahu, bu dönemde onlarca üniversite açtık ama Şehir Üniversitesini kapattık!

https://www.karar.com/yazarlar/ahmet-tasgetiren/kapanin-elinde-kaliyor-nesiller-1606413