Yazıma göz gezdirecekler arasından çıkabilecek kötü niyetlileri peşinen uyarayım: Hayatımın hiçbir döneminde, kendimin veya uzak-yakın çevremin, ‘uyuşturucu’ sözcüğü ile ifade edilen maddelerle hiçbir ilişkimiz olmadı.
Uyarım şu: Uyuşturucuyla mücadele adıyla yürütülen ve hemen her gün bir yenisiyle karşılaşılan operasyonların, bu haliyle devam edilmesi halinde, tam aksine bir sonuç doğurabileceği endişesindeyim.
Mücadele edilen illetin bu yüzden daha da yaygınlaşabileceği endişesi bu.
Ülkenin hiç tereddütsüz yarısı, ulusal ekranlarda gündüz-gece yayınlanan dizilerin müptelası, diğer yarısı da stadyumları tepeleme dolduracak veya ekran başında geceleyecek kadar futbol hastası…
Operasyonlarda gözaltına alınıp Adli Tıp’a sevk edilen, kan veya saç örnekleri pozitif çıktığı için cezaevine gönderilen isimlerin büyük çoğunluğu bu iki alandan insanlar: Ya dizi-film oyuncusu ya da futbol camiasından…
Muhafazakar kesimler, ilk gençlik yıllarından itibaren, şu uyarının muhatabıdırlar: “Bâtılı tasvir, saf zihinleri idlâl eder.”
‘Kötü şeylerden fazlaca söz edilmesi, konudan habersiz masumların zihinlerini bulandırır’ anlamına geliyor bu uyarı…
Her biri kendi alanında ünlü oyuncuları, iş ve medya dünyasından, sosyal medyadan isimleri, operasyon yapılacak kadar ciddi kötülükler içerisinde görüp göstermeye yarayan mücadele, onları seven veya beğenen pek çokları için özendirici bir reklama dönüşmeye başladı.
Yalnız içtikleriyle değil yapıp ettikleriyle de medyada sergileniyor bu kişiler…
İyi mi oluyor, uyuşturucuya yakın duranları uzaklaştırmaya mı yarıyor dersiniz bu operasyonlar, yoksa aralarında sevip beğendikleri kişiler de bulunan bu kitlenin giyim kuşamlarına, hayat tarzlarına özenen ama onların son zamanlarda sergilenen alışkanlıklarından habersizlerin bu konuya ilgi duymalarına mı yol açıyor?
Ha, ne dersiniz?
Operasyonlar başladığında, devlet adına yürütülen mücadelenin kullanıcılarla sınırlı kalmayacağı, kullananlara bunu sağlayan torbacıların üzerine gidilmeye evrileceği ve uluslararası arenada ticaretini yürüten baronlara kadar işin peşine düşüleceği beklentisi içerisindeydim.
Ulusal boyutu da bulunan uluslararası bir ağ söz konusu uyuşturucu ticaretinde ve o ağın önemli bir yerinde bizim ülkemizden insanlar var…
‘Kara para’ diye adlandırılan ve ekonomiye olumsuz etkileri bulunan, nereden geldiği bilinmeyen milyarlarca doların en önemli kaynağı uyuşturucu ticareti…
Uyuşturucu yalnızca sağlığı olumsuz etkilemiyor, ticareti içerisinde yer alanların bu sayede edindikleri servetler toplumsal dengeleri de yerle bir ediyor.
Görünen o ki, konuya medyatik ilgi daha önemli görülüyor ve bu da ‘ünlüler’ diye adlandırılan tiplerin üzerine gidilmesini yeterli kılıyor.
Dünyanın bir yerlerinde Türk bayrağı taşıyan veya mürettebatı Türk olan ve madde taşıdığı anlaşılan gemiler ele geçirildiğinde -ki böyle olaylar yakınlarda oldu- pek ilgi görmedi.
Herkesin dilinde olduğu halde fazla önemsenmeyen bir gerçeği de burada hatırlatayım: Kendi ülkelerinde uygulanan mücadele politikaları yüzünden oralarda barınamayan baronların, son zamanlarda ülkemizi tercih ettikleri, emlak satın alana tanınan TC vatandaşlığı hakkından yararlanarak vatandaşlık kazandıkları gerçeğini…
Uyuşturucu tehdidi altındaki tek ülke Türkiye değil. Bizde şimdiki yaygınlığa henüz kavuşmamışken ciddi tehlike teşkil ettiği başka ülkeler vardı ve oralarda yürütülenlerden mücadelenin hiç de kolay olmadığını biliyoruz.
En son, ABD’nin bir yıl önce göreve yeniden başlayan başkanı Donald Trump’ın, ‘arka bahçe’ saydığı Latin Amerika’da, gözünü diktiği ülkelere karşı başlattığı ‘Donroe’ politikasının temelinde de ‘uyuşturucu trafiğini yok etme’ gerekçesi bulunuyor.
Venezuela’nın başkanı Nicolas Maduro’ya girişilen operasyon ve ardından Kolombiya’ya yönelik tehditleri Trump’ın, hep uyuşturucu mücadelesi iddiasıyla ilişkili.
Türkiye de çoktandır ABD kadar uyuşturucunun yaygınlaşması tehdidine muhatap. Bu sebeple bir mücadele yürütülüyor. Ancak mücadele sırasında tehdidin esas kaynağı olan ticari boyutunun ihmal edildiği, daha ziyade en zayıf halka üzerinde durulduğu anlaşılıyor.
İşin o boyutunu, kullanımının ne kadar yaygın olduğunu şimdiye kadar yürütülen operasyonlardan anladık. Artık olayın büyük tehlike teşkil eden boyutlarının üzerine gidilmesi zamanı geldi.
Ağın tam merkezinde bulunması gereken ‘baronlar’…
Toplumun kılcal damarlarına kadar uyuşturucuyu ulaştıran sağlayıcılar ve en son halka olan torbacıların da üzerine gidilmeli…
Gidilmeli, ama saydığım sırayla…
Önce baronlar…
Sonra dağıtımı sağlayıcılar…
En sonra da torbacılar…
Haklarında operasyon yürütülen kullanıcılar da mücadelenin reklam malzemesi olmaktan çıkarılmalı…
‘Bâtılı tasvirle saf zihinleri idlâl etmemek’ için…
Umarım, maruzatım anlaşılmıştır…
https://www.karar.com/yazarlar/fehmi-koru/olayin-bir-de-bu-yonu-var-1606572

