Açılım Komisyonu raporunun önsözünü yazan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak”tan söz ettikten sonra “Türkiye Modeli olarak adlandırılan yaklaşımın kurucu ilkeleri millî iradeye dayanan siyasal bir metin disiplini içinde kayda geçirilmekte” diyor!
Yani, bu raporla, yeni kurulacak “Türkiye Modeli”nin kurucu ilkeleri belirlenerek kayda geçiriliyor. Ardından tekrar benzer bir ifade kullanılıyor ve Komisyon çalışmalarının ilke ve hedeflerinin uluslararası literatürde “Türkiye Modeli” olarak tanımlanacağı belirtiliyor!
Yani öyle bir model kurulacak ki, Türkiye’nin uluslararası literatürde konumu değişecek!
***
Kurtulmuş, bu modelin hayata geçirilmesine 25-26 Ağustos 2024 tarihlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ahlat ve Malazgirt programlarında kardeşlik hukuku ve birlik vurgusunu öne çıkarmasıyla başlatıldığını, Erdoğan’ın ayrıca 30 Ağustos 2024’te Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Zafer Bayramı programı ve 1 Ekim 2024 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yaptığı yasama yılı açılış konuşmasında iç cepheyi tahkim etme yaklaşımını gündeme taşıdığını ve sürecin devlet politikası hâline gelmesini sağladığını belirtiyor.
Erdoğan o konuşmalarında, Türk-Kürt-Arap ittifakından bahsetmiş ve Malazgirt, Çanakkale gibi Türk zaferlerine ortaklar çıkarmıştı.
Kurtulmuş, böylece süreci, Tayyip Erdoğan’ın başlattığının altını çiziyor, daha sonra Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’ten itibaren çeşitli adımlar attığını ve Özgür Özel’in de sürece destek verdiğini hatırlatıyor.
***
Raporda ise bütün bu çalışmaların “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, temel anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla” sürdürüldüğü ifade ediliyor ama Türkiye’nin “milli devlet” yapısından hiç söz edilmiyor.
Öyle ya, Türk-Kürt-Arap ittifakı kurulursa, bunun adı milli devlet olmaz; Türk devleti olmaz!
Raporda daha sonra Araplardan hiç bahsedilmeden, “Sadece ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımızın değil, sınırlarımız dışında yaşayan Kürtlerin gönül bağının da Türkiye’ye doğru olduğu kabul edilmektedir.
Ortak gelecek hedefimiz, vatandaşlık bağını güçlendiren, toplumsal bütünleşmeyi kalıcılaştıran ve terörün açtığı yaraların kapanmasına imkân tanıyan uzun vadeli bir istikamet üretecektir.
Bu hedef, kardeşliği soyut bir temenni olmaktan çıkarıp birlikte yaşama iradesini somut bir istikamet hâline getiren kurucu çerçevedir. Sahici karşılığı ise ortak geleceği taşıyacak ortak projeler üretmekten geçmektedir.” denilerek, Türkiye’ye bu çerçevede yeni bir istikamet verileceği belirtiliyor.
***
Yapılan bütün bu çalışmaların Anayasa’yı ihlal olduğu bilindiğinden olsa gerek ki, raporun 40’ıncı maddesinde, “Yürütülen süreçte görev alanlar, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir.” deniliyor!
42’nci sayfada “Komisyona sundukları raporlarında ‘bütünleşme’ ya da ‘entegrasyon’ kanunu önerilerine de yer veren siyasi partiler, eş zamanlı olarak demokratikleşmeye yönelik adımlarla birlikte sağlıklı bir çözümün ortaya çıkabileceğine işaret etmişlerdir.” deniliyor. Kiminle bütünleşme, kiminle entegrasyon?
Yine “AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlüler için yaşam hakkının her hakkın önünde olduğu gerçeği göz önüne alınarak, infaz ertelemesi müessesesi değerlendirilmelidir.” denilerek, “Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için” denilmese de bu amaçla çeşitli yollar öneriliyor.
Diğer teröristler için düşünülen formül ise şöyle:
“Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.
Silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olması tavsiye edilmektedir.
Kanun; silahı ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılmasını, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlamalıdır.”
Eh, zaten Öcalan ve PKK’nın açıkladığı ilk hedef de budur zaten!
***
Ve raporun, 47’inci sayfasında “Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, ‘Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir.” deniliyor.
Raporda, 49’uncu sayfadan sonra eklere yer veriliyor...
Görüldüğü gibi bu rapor, Türk Milleti’nin aklını hafife alan bir üslupla kaleme alınmıştır.
Bir millet, iç huzur temin edilecek diye kandırılarak kendi egemenliğine son verilmesine razı edilebilir mi?
https://www.yenicaggazetesi.com/rapordaki-yeni-turkiye-modeli-1003372h.htm



