Ahmet Taşgetiren


“Truva atları – parazitler”

Bülent Turan. İçişleri Bakan yardımcısı. Uzun süre Meclis’te Ak Parti grup başkanvekili olarak görev yaptı. Aynı zamanda Ak Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanına yakın birisi.


İktidara yakın medya mensuplarının “ekranda iktidarı savunsak mı savunmasak mı, bu bizim işimiz mi parti vekillerinin işi mi?” gibi bir tartışmanın içine girdiği ortamda bir bakan yardımcısının medyada “partinin önüne konan truva atları”ndan, “sırta yapışan parazitler”den söz etmesi Ak Parti – iktidar dünyasındaki sancının açık dışa vurumundan başka bir şey değildir.

Bülent Turan. İçişleri Bakan yardımcısı. Uzun süre Meclis’te Ak Parti grup başkanvekili olarak görev yaptı. Aynı zamanda Ak Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanına yakın birisi.

Salı günü Yeni Şafak’a “Çizgimiz kalemizdir” başlıklı bir yazı yazdı. Yeni Şafak epey bir süredir iktidarın faiz politikalarına eleştirel yaklaşıyor. Hem de manşetlerden. Yeni Şafak çizgisi ile iktidarın ekonomi politikaları arasında ciddi bir ayrışma söz konusu.

Bülent Turan’ın Ak Parti ile ilgili sancıyı oradan dile getirmesi bir tercih. Önemli ifadeler var Turan’ın yazısında.

Bir kere Ak Parti’nin “…. tam da onu taşıyan omurgadan, 'inanç-ahlâk-dava şuuru' aksından yeni bir sınamayla karşı karşıya" olduğunu kaydediyor Turan. “…sosyal hayatta, bürokraside hatta ticarette o siyasi hareketle konumlanan, etkileşim içinde bulunan, aynı siyasi eksende bulunan ve topluma bu kimlikle yansıyan kişiler”in “partinin vitrini” haline geldiğini not ettikten sonra şöyle yazıyor:

“…bu partinin misyonuna, ahlaki iddiasına ve inancına uymayan, rahatsız edici birtakım sapkınlıklar, bazen de etik olmayan ticari iş ilişkilerini konu alan adli süreçler yaşanıyor. Ne yazık ki 23 yıllık iktidar partisi de bu kişilerle birlikte, adeta sanık sandalyesine oturtuluyor.”

Bülent Turan bunlar için kullanıyor “kapı önüne bırakılan truva atları - üstümüze yapışan parazitler veya çizgisinde sabit duramayanlar" tanımlamasını. “Garip olan, diyor Turan, bizim olmayan çürük elmalar için “bir dakika, bu bizim değil ki” demekte tereddüt etmemiz.” Turan olan biteni 'kapattığımız köşeden gol yemek' olarak tanımlıyor.

Ardından da “iç muhasebe yapmama”yı sorunları “halının altına süpürmek” diye niteliyor,

Turan’ın yazısından şu satırları da almak isterim:

“Bu siyasi hareketin ne mazisinde ne de yürüyüşünde olmayıp sadece iktidardan faydalanmayı hedefleyen; kâh iş dünyasından, kâh bürokrasiden veya başka sosyal sınıflardan gelip ikili ilişkilerle bu siyasi harekete yanaşan, bu sayede sosyal ve mesleki kazanımlar elde eden insanların oluşturduğu maliyetler giderek artıyor. Olan olduktan sonra 'Bunlar bizden değil' diyerek sorumluluktan sıyrılmaya çalışmak yerine, en başından hassas davranıp, ince eleyip sık dokuyarak, kime destek verdiğimize, kimlerle yan yana geldiğimize, kimlerin bu camiayı kullanmaya kalktığına dikkat etmemiz lazım değil mi? …..AK Parti’ye eğrileri, yanlışları sokmamak da bizim hassasiyetimiz olmalı değil mi?"

Şimdi… Gelelim asıl soruya? Neden yazıldı bu yazı?

Normalde bunlar, içerde konuşulacak şeyler. Zaman zaman bizlere – medyada eleştirel konumda olanlara söylendiği gibi “Kulağa söylenmesi gereken şeyler…” Parti başkanına, “hem partinin hem tüm iktidarın vitrini”ni belirleyen Cumhurbaşkanına…

Bülent Turan, içerdeki sancıyı Yeni Şafak sayfalarından duyurmanın daha etkili olacağını mı düşünmüştür? Parti genel başkanına ya da Cumhurbaşkanına ulaşmakta zorluk mu çekmektedir? Yeni Şafak sayfalarında kamuoyu oluşturmaya ve oradan derlediği tepkilerle mi “Yukarı”ya ulaşmak istemektedir?

Belki de söylenmiştir de sonuç alınamamıştır.

Bazen bu tür yazılar “Yukarıya sınırlı ulaşılabildiği” “Ulaşanların meseleleri doğru anlatmadığı” ve “Yukarda her şeyin görülemediği” inancıyla yazılır. Hem Cumhurbaşkanlığı hem parti başkanlığı, 86 milyonluk bir ülkenin yönetimi, dev bir bürokrasi, MİT Başkanı da oranın imzasıyla tayin ediliyor, bakanlar, bakan yardımcıları, Beştepe bürokrasisi de, Şırnak Üniversitesi rektörlüğü de… Elbet kolay değil. İl başkanlarını belirlemek, kaybedilmiş belediye başkanlıklarının, İstanbul’un yeniden kazanılmasını kurgulamak…

Sonuçta “Truva atları”ndan yani içine düşman askeri saklanmış bir durumdan, “sırta yapışan parazitler”den söz ediliyor. Bülent Turan Çanakkalelidir. Truva ifadesini bilinçli seçmiştir. Bunların bir adresi vardır mutlaka elinde.

Şu “İstanbul yargı operasyonları Cumhurbaşkanı’nın bilgisi dahilinde midir?” diye sordum bilebileceğini düşündüğüm insanlara… Kimse bir şey diyemiyor. Şaşkınlıkla izleniyor olan bitenler…

Bülent Turan’ın yazısı sadra şifa mıdır Ak Parti için? Bilmiyorum. Nasıl okundu parti bünyesinde ve Beştepe cenahında, onu da bilmiyorum. Bu yazı Bülent Turan’ın İçişleri Bakanlığı dünyasındaki konumunu şu veya bu şekilde etkilerse belki oradan bir ipucu çıkar. Bekleyelim, görelim.

https://www.karar.com/yazarlar/ahmet-tasgetiren/truva-atlari-parazitler-1606382