Demokrasiyi askıya alanlar, yine “Yeni Anayasa” ve “Sivil Anayasa” laflarını gündeme getirdi. Direnen gençlere ise suçlu muamelesi yapıyorlar!
Prof. Dr. Feyzullah Eroğlu, 18 Haziran 2024 tarihli yazısında soruyor:
“Türk dememek için kıvranan bir sürü kişi ve topluluğun varlığı, sözde ‘sivil’ bir anayasa değişikliği isteyenlerin derdini çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Hatta, siyasal iktidar ve muhalefet siyasetçilerinin çoğu, doğrudan ‘Türk Milleti’ dememek için ‘aziz millet’ veya ‘milletimiz’ söylemini kullanmasıyla birlikte, ‘Türkiyelilik’ kimliğini önererek Türk Milleti’ne yeni bir kimlik biçmeye de kalkıştı. Örgütlü ve güdümlü bir psikolojik savaş biçiminde, kadim Türk Milleti’ne yeni bir kimlik biçilmeye çalışılıyor.
Türkler, kim olduklarını sizden mi öğrenecek?”
***
Eroğlu, devam ediyor:
“Anayasaya göre, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka ve devlete bağlı olan vatandaşlara hukuki anlamda Türk denilmektedir. Birileri, Türk olmayı istemeyebilir ve Türküm demekten mutlu da olmayabilir. Ancak, birileri, böyle hissediyor diye, niçin Türk olmaktan mutlu olanlar, açıkça iğrenç bir psikolojik tahakküm altına alınıyor ki?
Kendilerine Türk denilmesine karşı çıkanlar, neden Türk Milleti’ne ad koymaya yelteniyor ki? Ne hakla, Türklere yeni bir kimlik öğretmeye kalkışıyorlar? Özellikle siyasal islamcılar, ‘Allah’a din öğretmeye’ (Hucurat Suresi, 16) yeltendikleri gibi, şimdi de Türklere başka bir kimlik mi öğretecekler?
Türklük konusunda takıntılı olan siyasal İslamcılar, ayrılıkçı siyaseti, görünüşte karşıymış gibi bir algı yaratarak, bir tür siyasal manivela gibi kullanıyor.
Kapitalizmin tetikçiliğini yapan liberal solcular, bu sürecin küresel bir sosu oluyor.
Ülkenin sığınmacı ve kaçak nüfusla işgaline sessiz kalan güdümlü milliyetçiler de onlara katılarak Türk Milleti’ni oyalamayı sürdürüyor.
Böylece, Türk kimliği karşıtlığı konusunda hep beraber yol yürümeye devam ediyorlar.”
Tabii son zamanlarda yıkım işini, güdümlü milliyetçilere verdiler...
***
Peki ne yapmalı? Fazla söze gerek yok. Türk Milleti’nin her ferdi, kendisine Anayasa’nın başlangıç ilkeleriyle verilen görevi yerine getirsin yeter. İşte o görev:
“Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere;
Türk Milleti tarafından, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”
***
Kısacası, siyasiler ne derse desin; Türk egemenliğine ve Türk cumhuriyetine sahip çıkmak, Anayasal bir görevdir. O görev, Atatürk tarafından da sonsuza kadar Türk gençliğine verilmiştir.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/turklere-yeni-anayasa-bicmek-ve-genclerin-direnisi-901262h.htm