İki dünya savaşının yaşandığı Avrupa kıtasında yeni savaşların önüne geçmek amacıyla Fransa ve Almanya liderliğinde Avrupa Birliği kurulmuştur. Yaklaşık 80 yıl sonra korkulan savaş tekrardan Avrupa’nın kapısını çalmıştır. Ukrayna’da başlayan savaş Avrupalı devletler arasında Rusya’ya karşıtlık üzerinden kenetlenmeye sebep olmuştur. Hatta Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne üyeliği ile ülkenin güvence altına alınabileceği fikri değerlendirilmeye başlanmıştır. Ukrayna’nın yanı sıra diğer aday ülkelerle Birliğin genişleme stratejileri ele alınıp gelecek projeksiyonları ortaya koyulmuştur.
Güncel gelişmeler ışığında Ukrayna ve Balkan ülkeleri için dış politik hedeflerin başında dünyanın en büyük siyasi ve ekonomik birliğine üye olmak vardır. Avrupa Birliği ekseninde uygulama alanı bulan politik amaçlar aday ülkelerin iç siyasetinde önemli bir argüman olarak karşımıza çıkmaktadır.
İspanya’nın Avrupa Birliği dönem başkanlığını yürütmesi sebebiyle AB devlet ve hükûmet başkanları zirvesi Granada şehrinde gerçekleşti. Zirvenin ana gündem maddelerini genişleme ve düzensiz göç oluşturmuştur. Bunların yanında, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında değişen dinamiklerden hareketle savunma ve enerji sektörlerinde bağımsız politikalar ve gelecek stratejileri yorumlandı. Granada Zirvesi’nde liderler tarafından sonuç bildirgesi olarak bir de deklarasyon kabul edilmiştir.
İlgili zirvede AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in açıklamalarında genişlemeye yönelik nasıl bir strateji izleneceğinin ipuçlarını bulmak mümkündür.

Michel AB’nin genişlemesi kapsamında aday ülkelere herhangi bir ayrımcılıkta bulunmayacaklarını belirterek, aday ülkelerin AB’ye hazırlığının yanı sıra Birliği’nde yeni üyelere hazırlığı olduğunun altını çizmiştir. Yeni üyelik çerçevesinde yönetişim ve finansman konularının gelecek dönemde daha ağırlıklı gündeme geleceğini paylaşmıştır.
Von der Leyen ise yaptığı açıklamada Avrupa Birliği olarak 30 veya üstü üyeye sahip olmayı hedeflediklerini belirterek, bunun bir düğmeye basıp gerçekleşecek türden kolay olmadığını aktarmıştır. Hem aday ülkelerin hem de AB’nin belli aşamaları yerine getirmesi gerekliliğinin önemini vurgulamıştır. Genişleme sürecinde sadece aday ülkenin fayda sağlayacağı bir anlayışın olamayacağını, AB’nin de fayda sağlamasını önemsediklerini dile getirmiştir.
Avrupa Birliği’nin genişleme politikaları çerçevesinde ortaya koyulan uygulamaların ne kadar başarılı sonuçlar verdiği aşikârdır. Euro, ortak pazar ve teknoloji devlerine karşı düzenlemeler gibi projeler AB içerisinde geniş bir alanda uygulama alanı bulmuştur. Bu projelerin gücü geniş katılım ve konsensüsten gelmektedir. Bunun yanında, Avrupa Birliği ilk zamanlardaki 6 kurucu üye devletiyle devam etseydi, dünya siyasetinde ve ekonomisinde ne kadar etkili olabilirdi? Bir anlamda kapsayıcı alanın genişliği AB’nin gücünü artıran bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta şunu da eklemekte yarar var; bir zamanlar genişlemeye karşı şüpheci yaklaşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yeni genişleme hamlesiyle Avrupa'nın jeopolitik ağırlığının daha da artacağını düşünmektedir.
Günümüz itibariyle Avrupa Birliği için adaylık statüsü elde eden ve adaylık başvurusunda bulunan ülkeler bulunmaktadır. 2030 yılına kadar genişlemesi öngörülen AB’ye katılmayı amaçlayan ülkeler şu şekilde sıralanabilir;
Avrupa Birliği 2030 yılına kadar üye sayısını artırma hedefindedir. Bu hedef doğrultusunda hem AB hem de aday ülkeler gerekli hazırlıkları yürütmektedir. Kendi finansal yapılarını düzeltecek, ekonomilerini güçlendirecek, sosyal gereklilikleri yerine getirecek ülkelerin adaylığının gerçekleşme olasılığı yüksektir. Sadece siyasi koşullardan ötürü bir ülkenin üyeliğinin gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır. Önümüzdeki dönemde kazan-kazan iş birliği modelinin Avrupa Birliği’nin genişlemesinde etkin bir rol oynayacağını öngörmek mümkündür.