Yıldıray Oğur

Tarih: 02.02.2026 12:07

CHP çözüm sürecinde AK Parti’ye nasıl gol attı?

Facebook Twitter Linked-in

CHP yönetimini ulusalcı tabanına karşı daha fazla zor durumda bırakmak istemem ama İstanbul’da düzenledikleri Barış ve Demokrasi Sempozyumu’na ben de davetliydim.

Hayır toplantı Ey Rakib Marşı ile değil, İstiklal Marşı ile açıldı.

Salonun her yerinde CHP bayrakları vardı.

Benzer her toplantıda olduğu gibi açılışı bütün televizyonların kameraları çekti, sonraki kısımlarda kameralar salondan çıktılar.

Ama her meşrepten onlarca gazeteci içerideydi, gizli bir plan masaya yatırılsaydı muhakkak haberiniz olurdu, zaten sadece panelistler konuştu, biz izledik, yüreğinizi serin tutun hiç konuşmadık. Partinizi bir masrafa da sokmadık, şık bir sandviçinizi yedik o kadar.

Toplantı boyunca kimse Cumhuriyet’in ilkelerine, kuruluş süreçlerine laf etmedi, Kemalizm, Şeyh Said isyanı, Dersim demedi, Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi de teklif edilmedi.

Hatta Özgür Özel ve İmamoğlu’nun herkesin izlediği konuşmalarında anadilde eğitim hakkı da yoktu, Anayasa’nın vatandaşlık tanımının değiştirilmesi de.

Ama bu yüzden CHP de eleştirilmedi. Aksine panelistlerin hepsi bu şartlarda CHP’nin böyle bir toplantı yapmasını bol bol övdüler.

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Eczacılar Odası’ndan beri tanıdığı Özgür Özel’in birbirilerinin çayını bile içmemiş batıdaki eczacı odalarıyla, doğudaki eczacı odalarını nasıl kaynaştırdığını anlattı.

Mesut Yeğen ve Galip Dalay, Suriye ve Çözüm süreci üzerine çok az yerde duyulacak derinlikte analizler yaptılar.

Kimse cihatçı, IŞİD’çi Colani ya da terörist SDG demedi.

Ama yine de endişe edilecek bir şey yok.

Mesela ünlü tarihçi Şevket Pamuk, doğunun geri kalmışlığının ekonomik tarihini verilerle anlatırken bir kere bile Kürt dememeyi başardı.

Özgür Özel de bütün bu konuşmaları sabahtan akşama kadar yerinden kalkmadan dinledi.

Bol bol övgü aldı, insanlarla sohbet etti.

Yani en ulusalcısından CHP’liler için bile endişeye mahal bir durum yok.

Zaten esas bu toplantıdan endişe etmesi gereken AK Parti.

Neden mi?

Son bir yılda Diyarbakır Ticaret Odası’nın, Rawest’in, DPI’ın, Kürt Çalışmaları Merkezi’nin, BAYETAV’ın, DİTAM’ın, İHD’nin, İHH’nın, DEM’in, HÜDA Par’ın Kürt meselesi, çözüm süreci, Suriye konuşulan ondan fazla toplantısına katıldım.

O toplantılarda konuşulanlara benzer şeyler bu toplantıda da konuşuldu.

Ama zaten esas önemlisi ne konuşulduğu değildi, o toplantılarda gördüğüm insanların çoğunu

bu kez CHP’nin bir araya getirmeyi başarmasıydı.

CHP’nin bu başarısı aynı zamanda AK Parti’nin de başarısızlığı..

Çünkü Kürt meselesindeki bütün bu aktörleri, uzmanları, siyasetçileri, akademisyenleri, gazetecileri esas biraraya getirmesi gereken CHP değil, süreci yürüten AK Parti olmalıydı.

Üstelik bu isimlerin çoğu 2000’lerin ortalarından itibaren başta Kürt meselesi olmak üzere pek çok konuda CHP’den çok AK Parti’ye yakın pozisyonlarda kalmışlardı.

İhbar etmek gibi olmasın bazılarıyla Yetmez ama Evet kampanyasında birlikteydik, bazılarıyla her 19 Mart’ta Hrant Dink anmasında, Filistin eylemlerinde karşılaşıyoruz, bir kısmıyla en son PKK’nın silah yakma törenine birlikte gitmişktik, bazılarıyla bundan 12 yıl önce Akil İnsanlar Heyeti’nde ilk çözüm süreci için birlikte sahaya çıkmıştık.

 

Ama bundan 12 yıl önce AK Parti iktidarının Akil İnsan Heyeti’nde bir araya getirdiği insanları bugün bir toplantıda bir araya getirmeye yakın parti artık kesinlikle AK Parti değil.

 

Belki CHP de tam değil ama en azından bu toplantı buna daha yakın olduğunu göstermiş oldu.

 

Peki bu neden önemli?

 

Birkaç açıdan önemli.

 

Bir kitle partisi için esas mesele kapsayıcılıktır.

 

Kapsayıcılık geni zayıf olan, sekter partiler kitle partisi olamaz.

 

Bir toplumsal kesime açılmanın, onların oyları almanın en kestirme yolu da tek tek milyonlarca insanı ikna etmek değildir.

 

Onların güvendiği ve dinlediği insanları ikna etmektir. İknanın yolu da diyalog kurmaktır.

 

Mesela böyle bir toplantıya çağırmak, onları dinlemek, sohbet etmek, herkesin konuşabileceği böyle alanlar yaratmaktır.

 

Bir zamanlar AK Parti bunu yapabilen bir partiydi. CHP ise abdetsiz girilemeyen kutsal topraklar gibiydi. Yaklaşmak zordu.

 

Hala zorlukları var. CHP toplantısına davet edilenlerin isimleri seçmene ihbar ediliyor, bunlar nasıl altı okla yanyana getirilir baygınlık krizleri geçiriliyor.

 

Ama zaten 23 yıllık bir iktidar karşısında yüzde 25 ile 30 arasında oy alıp hep muhalefette kalmanın bir açıklaması olmalı değil mi?

 

İşte açıklaması bu. Kapsayıcılık korkusu.

 

CHP, uzun süredir üzerinden bu korkuyu atmaya, geleneksel tabanının bir kısmına ve kanaat önderlerine rağmen özgüvenli bir parti olarak kapsam alanını genişletmeye çalışıyor.

 

Özgür Özel dedelerinizin partisi burası diyor. Tabii Kürtler için bu iyi bir çağrı değil.

 

Ama bu toplantı tam tersine çok iyi referans.

 

Toplantının esas başarısı Kürtlerin dinlediği ve onları temsil eden aktörler ve kanaat önderleriyle CHP’nin ilişki kurmasıydı.

 

Ama toplantıyı esas etkili yapan ise zamanlamasıydı.

 

CHP, bu toplantıyı İmralı heyetine katılmama kararının ardından yapsaydı bu kadar etkili olmaz, bu kadar insanı da toplayamazdı.

 

Ama hazırlıkları çok önceden başlamış toplantının günü Suriye krizinin hemen sonrasına denk geldi. Allah da CHP’ye artık yardım ediyor.

 

Kürt toplumunun ve aktörlerinin iktidarla arasının açıldığı anda Özgür Özel, doğru bir siyasi hamleyle Kürtlerde karşılık bulan çıkışlar yaptı, ardından bu toplantı geldi.

 

Yani iktidar eğer bu süreçle Kürt seçmenlerinin aklını çelmeyi, en azından bir bölümünün oyunu alıp, bir kısmının kendisine karşı öfkesini nötralize etmeyi düşünüyorduysa bugün itibarıyla bu hedefin en uzak noktasındayız.

 

AK Parti ve MHP süreçle Türk seçmenlerin bir kısmını kızdırmıştı, Suriye’yle

ise Kürt seçmelerin neredeyse tamamını kızdırmayı başardı.

 

Mehmet Metiner ve Orhan Miroğlu’nun reflekslerine bakarak bunun ne kadar geniş bir Kürt duygusu olduğunu anlamak mümkün.

 

İktidarın büyük siyasi riskler alıp yürüttüğü çözüm sürecinin meyvelerini de an itibarıyla bu süreç için çok fazla risk almayan CHP topluyor.

 

Biraz adaletsiz bir sonuç ama vaka bu.

 

Ama CHP’nin Kürtlere ve Kürt kanaat önderlerine açılımı zamanlama açısından başka bir tarihi kırılmaya da denk gelmiş oldu.

 

Son çözüm süreci PKK’nın tasfiyesi ve silah bırakması amaçlı bir süreç.

 

Bu da esas olarak devlet-Öcalan ve PKK arasında yapılabilecek bir iş.

 

Sürece yönelik toplumsallaşmama eleştirisi aslında sürecin kendisinin bu yapısal durumuyla ilgili.

 

Çünkü PKK’nın silah bırakması toplumsallaşacak bir konu olamıyor. İster istemez Erdoğan-Bahçeli-Öcalan-MİT-Kandil hattı içinde bir müzakereden ibaret kalıyor.

 

En fazla TBMM’deki Komisyon bu toplumsallaşmaya yaklaştı.

 

Bu yapısal mesele yüzünden iktidar bugüne kadar toplumu ikna etmeye, rıza üretmeye enerjisini harcamak ihtiyacı duymadı.

 

Zaten uzun süredir iktidarın toplumsal rıza üretme kasları zayıf, medyası, kanaat önderleri ve sivil tolumu bunu yapabilecek halde değil.

 

Devlet için Öcalan ve PKK’yı iknaya enerji harcamak yetti.

 

Fakat Suriye’de son olan bitenlerden sonra bu yetmeyecektir.

 

Çünkü bu 10 gün başka bir dinamiği ortaya çıkardı: Kürt toplumu aktörleşti.

 

Kürtlerin milli asabiyesi yükseldi, sınırları aşan bir Kürt duyarlılığı ortaya çıktı, mevcut aktörler bu sesi temsil edemediler.

 

İlk defa Kürt kamuoyunda gündemi Öcalan, PKK ve DEM belirleyemiyor. Onlar arkasından gelip, topluma yetişmeye çalışıyorlar.

 

Onların kavram setleri ve çözüm modelleri de artık insanlara cazip gelmiyor.

 

Halkların kardeşliği, halklar, çözüm, süreç gibi kavramları kimse duymak istemiyor.

 

İçinde bolca demokratik geçen ütopik modeller heyecan yaratmıyor, bu şartlarda kadın hakları duyarlılığı bağlamsız ve lüks kalıyor.

 

Somut ve pratik çözümler ve güçlü aktörler arıyor Kürtler. O yüzden Barzani’ye ilgi arttı, o yüzden Lindsey Graham DEM’lilerden daha iş bitirici görüldü. Örgütün propaganda medyaları yerine gerçekler için Rudaw’ gözler çevrildi.

 

Yani Suriye öncesi çözüm sürecini Öcalan ve PKK ile konuşarak halletmek ve Kürt toplumunun gönlünü böyle kazanmaya çalışmak mümkünken, bu saatten sonra çözüm sürecini Öcalan ve PKK ile çözmek hala mümkün ama bu Kürtlerin gönlünü kazanan bir sonuç yaratmayabilir.

 

Şu aşamada iktidarın bir yıldır ihmal ettiği ve önemsemediği şeyi yapması yani Kürtlerle de konuşması gerekecek.

 

Sadece Kürtlerle değil, bütün ülkeyle diyalog kurması, rıza üretmesi gerekecek.

 

Bundan artık kaçamaz.

 

Devlet süreş için sadece Öcalan, DEM ve PKK ile diyalog halindeyken, CHP tam bu noktada kritik bir hamle yaptı ve aktörleşen Kürt toplumu ve kanaat önderleriyle diyalog kurdu.

 

Henüz çok başında, amatör, ürkek ama bu açıdan siyaseten iktidara bir gol attı.

 

Hem Öcalan ve PKK’yla konuşmanın siyasi maliyetini yüklenmedi ama Kürtlerle konuşarak bu işten siyaseten kazançlı çıktı.

 

Şu anda içinde bulunduğumuz yeni şartlarda PKK’nın tasfiyesi ile Kürt meselesinin çözümü arasındaki makas iyice açıldı.

 

Ama buradan çözüm süreci için beklenmedik sonuçlar da çıkabilir: PKK eğer bu Kürt duyarlılığını duymazsa sadece fiziken değil, siyaseten ve duygusal olarak tasfiye sürecine girebilir.

 

Devlet için bu hem bir imkan olabilir hem de risk.

 

PKK sonrası Kürtler Türkiyeleşmek yerine başka davaların peşinden giderse risk olur ama bu yeni Kürtlük motivasyonu ve bilinci siyasi bir enerjiyle birleşirse, Türkiyeleşme ve sivilleşmede sürecin bile yapamayacağı kalıcı sonuçlar ortaya çıkabilir.

 

CHP, bu yeni durumu anlamak ve parçası olmak için kendi tabanının öfkesini çekme pahasına ilk diyaloğu kurdu, bir zamanlar Akil İnsanlar Heyeti kurmuş AK Parti ise bu diyaloğun çok uzağında bir sekterliğe ve yalnızlığa kendisini hapsetti ve oradan çıkamıyor, çıkmak da istemiyor gibi.

 

Önce davet edilecek katılımcıların güvenlik soruşturmaları yapılmalı ve eski tweetleri taranmalı…

https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/chp-cozum-surecinde-ak-partiye-nasil-gol-atti-1606751


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-DT9JLG88B3