Bakın Türkiye’nin son 10 yılına… Ajandalar değişir, takvimler değişir ama geleneksel söylemleri hiç değişmez; “Bu yıl reform yılı olacak!”
Haliyle 2026’nın başı kel mi? Onu da hemen “reform yılı” ilan ediverdiler. Tabii “reform” deyince bizimkilerin anladığı tek şey vatandaşın ensesinde boza pişirmek…
***
İlk icraat olarak milletin internetten aldığı 30 Euro’luk yurtdışı paketlerine gözü diktiler. Sanırsın ülkenin cari açığını, garibanın Çin’den sipariş ettiği iki telefon kabı, bir kulaklık patlatıyor!
Şirketlere vergi afları havada uçuşur, yandaşın borcu bir kalemde silinir ama vatandaşın 30 Euro’luk paketine gelince “milli ekonomi” elden gidiyor! Arkadaş bi bitemediler…
***
Bu “vizyoner” kararları alan Ticaret Bakanı Ömer Bolat çıktı, Ocak ayı verilerini anlattı… İhracatımız geçen yıla göre gerilemiş. Sebep neymiş? “takvim etkisi” imiş… Oldu!
Yahu bu takvim hep mi bize düşman? Dikkat ederseniz ihracat binde bir artınca “tarihi rekorlar kırdık” diye davul zurna çalarlar. Düşerken “takvim etkisi” deyip işin içinden çıkarlar.
***
Tablo çok bariz… İhracat düşerken ithalat yerinde sayıyor. Sonuç? Dış ticaret açığı bir ayda 8.3 milyar doları buluyor!
Son bir yılda dış ticaret açığı 92.9 milyar dolara ulaştı. Yani biz milletçe, koca bir yılda dışarıya ürettiğimizden yaklaşık 93 milyar dolar daha fazla alış yaptık. Her geçen gün artacak bu açık ama illa buna da bir “başarı hikayesi” uydururlar.,
***
İşin en enteresan tarafı ne biliyor musunuz? Daha çok çalışıyoruz, daha fazla ter döküyoruz fakat günün sonunda daha az kazanıyoruz.
İşte biz buna literatürde “fakirleşen büyüme” diyoruz. Milli gelir artıyor gibi görünüyor ama o para senin, benim cebime değil, borç faizine ve ithalata gidiyor.
***
Gelelim bizim meşhur ihracatçılara... “Maliyetim uçtu, asgari ücret yükü bindi, elektrik-doğalgaz yakıyor, dolar yerinde sayıyor, dünya pazarlarında fiyat tutturamıyorum!” diye ağlıyor.
Ama ne hikmetse, aynı ihracatçı Bakan’ın karşısına geçince elleri patlayana kadar alkışlamayı, “İstikrar sürüyor” demeyi ihmal etmiyor. Ne diyelim? Herkes hak ettiği şekilde batar!
***
Peki, bu yıllık 93 milyar dolarlık dış ticaret açığını, bu devasa döviz ihtiyacını nasıl kapatıyoruz? İşte orası tam bir finansal illüzyon...
Doğrudan yatırım, hani şu fabrika kuran… Bizim yüzümüze bile bakmıyor. Peki bu gelen paralar kimin yari?
Carry trade dediğimiz, dünyada eşi benzeri olmayan bir faiz kıyağıyla içeri çektiğimiz “vur-kaç” tayfası... Az mı dolar bazında yıllık yüzde 22 net getiri?
Matematik ortada… Bu gidişatın sonu reform değil, bildiğin restorasyon...
Fena dinamitliyorlar ekonomiyi… Şu dünyadaki üç günlük yaşamın tadını kaçırmaya ant içmişler gibi…
https://www.nefes.com.tr/yazarlar/murat-muratoglu/ekonominin-arkasi-acikta-kaldi-101166