
Adliye muhabirliği, uzun dönemler boyu, gazetelerdeki yöneticilerin yeni muhabirleri “gönderdiği” ilk sahaydı.
Mesleğe başladığım yıllar bu anlayış yerini yavaş yavaş uzman gazeteciliğe terk ediyordu gerçi. Ama yine de geriye baktığımızda -mesleğe adliye muhabiri olarak başlatılan bir genç gazetecinin -istisnalar hariç- 20 yıl gibi uzun sayılacak bir süre aynı sahada çalışabileceği düşünülmezdi.
Bugün adliye muhabirliği gazeteciliğin “ilk durağı” olmaktan çıkıp başlı başına bir uzmanlık alanı artık.
Medyadaki dönüşüm, sahiplik yapısındaki köklü değişim, gazeteciliğin yapılış biçimi gibi bir çok neden sıralanabilir. Ama günümüzde adliye/yargı muhabirliğinin niteliğini değiştiren temel olguların başında yargının siyasallaşmasının geldiği söylenebilir.
Adliye/yargı muhabirliği, kamuoyunu ilgilendirecek dava dosyaları, adliyede olup bitenleri aktarmakla sınırlı kalamıyor artık. Bağlamların analizini yaparak, bağlantıları görüp tanımlayarak haberi aktarmak zorunlu. Bu ise aynı anda siyaseti de “okumayı” yani tam bir saha hakimiyetini gerekli kılıyor.
Alican Uludağ, bu çerçeveden bakıldığında, ülkemizde işini en iyi yapan, mesleğine saygılı, hakikatten ödünsüz gazeteciler arasında yer alır.
Kendisi beş gündür tutuklu.
Akşam evinde ailesiyle otururken, “yakalandığı” açıklanan, iki küçük çocuğunu ağlatmadan işlem yapmak pekala mümkünken buna özen göstermeksizin gözaltına alınıp büyük bir hızla İstanbul’a getirilen Alican Uludağ için tutuklandığı gün Çağlayan Adliyesi önünde sarf ettiğim cümleyi burada da dile getirmek isterim:
Bu ülkede herkes kendi işini Alican Uludağ kadar iyi ve işinin gerektirdiği sorumlulukla yapabilse, Türkiye bambaşka bir yerde olurdu.
Gazeteci Alican Uludağ’ın gözaltına alınarak tutuklanmasına giden işlemler, yapılmaması gereken hatalarla dolu.
- “Ankara İlinde Yakalanmak”
Evinde polis baskınıyla gözaltına alınmasına karşın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamada “Şüpheli şahıs Ankara ilinde yakalanarak gözaltına alınmıştır” denildi.
Sorgu tutanağında “şüphelinin kolluk marifetiyle yakalandığı” ibaresi yer aldı.
Bu ibare tutuklama kararını veren İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği kararında da yer aldı.
Ankara ili, Alican Uludağ’ın ikametgahının bulunduğu ve yaşadığı yer.
Hal böyleyken sanki başka bir ilde yaşıyormuş da ifadeye çağrıldığı halde gelmemiş ve Ankara’ya kaçmış gibi “yakalanmasından” söz edilmesi, yapılmaması gereken bu hataların başında yer alıyor.
Ankara’da yıllardır, üstelik yargı alanında gazetecilik yapmasını, adının bilinirliğine rağmen anılış biçiminden söz etmiyorum bile.
-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Alican Uludağ hakkındaki soruşturmayı re’sen başlatıyor. Yani kendiliğinden, herhangi bir suç duyurusu, şikayet olmaksızın. Soruşturmanın başlatılması gerekçesi; “Cumhurbaşkanına Alenen Hakaret” ve “Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” suçlamaları.
X platformundaki son X mesajı gerekçe olarak gösteriliyor. Ama yapalan çalışmada geriye dönük tivitler araştırılarak, bir yıl geriye dönük 22 tivitin dökümü yapılıyor.
- Şikayet ve suç duyurusu yok
Gelin görün ki, Alican Uludağ’ın ifadesinde de vurguladığı gibi dosyaya konulan 2025 tarihli X mesajları dolayısıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan ya da avukatlarından herhangi bir suç duyurusu, şikayet bulunmuyor.
Talimat yoluyla pekala ifade alınabilecekken “yakalandığı” evinden mevcutlu olarak İstanbul’a götürülüyor.
- Kaçma Şüphesi ve Delilleri Yok Etme
“Şüphelinin kolluk marifetiyle yakalandığı” ibaresini gerçeklik gibi düşündüğünüzde, “kaçma şüphesi ve delilleri yok etme” gerekçeleri de tutuklamaya kolaylıkla dayanak oluveriyor. Ya da öyle oluvereceği düşünülüyor. Ama hukuk eğitimi almaya gerek göstermeyecek temel muhakeme kabiliyeti bile yeterli ki; daha önce ifadeye çağırmadığınız, evinde otururken gözaltına aldığınız, mesleği 18 yıldır gazetecilik olan ve bu mesleği adliyede icra eden bir yurttaşın kaçma şüphesini tutuklamaya gerekçe kılmanın adalet ile arasındaki mesafe, Ankara ile İstanbul arasındaki mesafeden fazladır.
Mahkeme kararında Alican Uludağ’ın yok etme ve gizlemesi ihtimalinden bahsedilen deliller nedir biliyor munusuz?
23 adet tivit. Evet hepsi bu kadar.
Hepsi de dosyada. Alican Uludağ’ın herkese açık X hesabından derlenmiş mesajlar yani. Deliller bu. Nasıl karartılacaktı acaba bu deliller?
* * *
Daha Alican Uludağ’ın ifadesinde vurguladığı, X mesajlarının Cumhurbaşkanı’na hakaret değil, eleştiri olduğu değerlendirmesine bile gelemedim. Esasa yani.
Geldiğimiz eşikte, usul yanlışlarından söz etmeyi yersiz, gereksiz bulanlar olabilir. Hiç öyle düşünmeyin. Usulün esasa mukaddem olduğu, Mecelle’den bu yana bilinegelen bir altın kaide.
Dahası, tarihin gösterdiklerinden biri de şu ki ne kadar çok gazeteci hapsedilirse hapsedilsin gazetecilik hapsedilemiyor. Bu, imkansızdır.
https://t24.com.tr/yazarlar/cigdem-toker/gazetecilik-hapse-atilamaz,53981