Türkiye’nin Avrupa Birliği macerası ile ilgili gerçeği, “devlet adına” ilk defa Hakan Fidan söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Sky News Arabia’nın “Türkiye’nin AB üyeliği gerçekleşecek mi?'” sorusuna “AB, Türkiye’ye karşı kimlik siyaseti zihniyetini koruduğu sürece bunun asla gerçekleşeceğini sanmıyorum” yanıtını verdi.
Fidan şöyle devam etti:
“Çünkü sürekli söylediğimiz gibi AB, ulus üstü bir kurum olmayı başardı ama medeniyetler üstü bir kurum olmayı başaramadı.
Ve bu soruyu Türkiye söz konusu olduğunda kendilerine hiç sormuyorlar.
Kimlik siyaseti izliyorlar çünkü bizi farklı bir dine ve farklı bir medeniyete ait olarak görüyorlar.
Oysa bana göre dünyanın insanlığın sorunlarına ihtiyaç duyduğu cevap tam olarak bu:
Farklı medeniyetlerin tek bir çatı altında bir araya gelmesi ve birlikte yaşaması.
Zaten bu forumun da amacı tam olarak bu... Ama esas olarak, 2007’ye kadar, Sayın Sarkozy Fransa’da iktidara gelene kadar, iki büyük Avrupa ülkesi, Fransa ve Almanya, Türkiye’nin AB üyesi olmasına dair siyasi iradeye sahipti.
Tabii ki Türkiye şartları ve kuralları yerine getirdiği sürece. Bu adil bir yaklaşımdı: kurallarla ölçülüyordunuz ve AB standartlarını karşılamanız bekleniyordu.
2007’ye kadar durum buydu. Ama Sarkozy iktidara gelince yaklaşımını değiştirdi. Kimlik siyasetini benimsedi. ‘Biz Hristiyan Avrupa’yız. Türkiye’yi birliğimizin parçası olarak görmek istemiyoruz.’ dedi...”
***
Türkiye'nin Avrupa Birliği macerası ile ilgili stratejik karar, 1999 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz tarafından verilmişti. Bu karar, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından da desteklenmişti.
Foreign Affairs dergisinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Avrupa Birliği'ne bakışıyla ilgili konu ile ortak bir makaleleri yayınlanan Ersin Aydınlı, Nihat Ali Özcan, Doğan Akyaz’ın tespitlerine göre, Türk Silahlı Kuvvetleri, uzun süredir mücadele verdiği İslamcı ve Kürt ayrılıkçı hareketleriyle başa çıkma konusunda, Türkiye'nin AB üyeliğini “en iyi strateji” olarak görüyordu.
Türk Silahlı Kuvvetleri kökenli üç yazarın ortak makalesinde “AB süreci, ordunun Türkiye’ye dönük tehditleri bertaraf etmeyi amaçlayan ideolojisini sürdürme gereği duymadığı bir noktaya gelirse, TSK Kemalizmi de yeniden tanımlar” ifadesi vardı!
Aslında TSK komuta kademesinin en başında yer alan komutanların “Egemenlik kavramı değişmiştir” veya “Egemenliğin devri tartışılmalıdır” hatta “TSK’nin Avrupa Birliği’ne karşı olduğunu söyleyeni Allah çarpar” gibi sözleri, bu tanımlama girişiminin yeni bir şey olmadığını göstermekteydi! Ancak, Kemalizmi Kemalizm olmaktan çıkarmış olan bu yönelimin gerek Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, gerek Atatürk ideallerini içtenlikle sahip çıkan aydınlarda ve gerekse Türk halkında taban bulduğunu söylemek mümkün değildi. Bu yönelim, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini ortadan kaldırmak, hatta Türkiye’yi ortadan kaldırmak sonucunu dahi getirebilirdi.
***
Nitekim sonradan AKP ve MHP, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “Türk-Arap-Kürt ittifakı devleti”ne dönüştürmek için ellerinden gelen gayreti göstermişler, hatta bizzat Tayyip Erdoğan, Malazgirt ve Çanakkale zaferlerine ortaklar çıkararak, Türk kimliğinin yerine, başka bir kimlik tasarladıklarını belli etmiştir. Zaten “aziz millet”, İbrahim milleti” ve “Türkiyelilik” gibi kavramlar Erdoğan’ın hep dilindeydi. Erdoğan, en son, “İslam üst kimliğimizdir” dedi... İlginçtir; eski şoförü Ahmet Hamdi Çamlı ise “Kanlı 1923 darbesi” diyerek Cumhuriyet’e saldırdı.
Devlet Bahçeli de “yeni bir milli kimlik”, “kurucu anayasa” ve “kurucu önder” diyor! Son olarak da “Biliyorsunuz tokalaşmadan sonra ‘Öcalan gelsin DEM Grubu’nda konuşsun’ dedim ve ‘terörist elebaşı’ ifadesinden ‘kurucu önderlik’ tanımına geçtim. A noktasından B noktasına ulaşmanın en kısa yolu bir doğru çizmektir. Eğri yolunuzu uzatır. A noktası Türkiye Cumhuriyeti ise B noktası da kurucu önderliktir. Terörü yok etmenin en hızlı yolu budur.” dedi.
***
Tabii bir de Tom Barrack’ın “Türkiye ve bölge için en iyi sistem, Osmanlı millet sistemidir” sözleri var. Osmanlı millet sistemi dine dayalıydı...
Şimdi soru şu: Yakın geçmişte Türkiye’yi yönetenler, AB uğruna milli kimlikten ve devletin kuruluş felsefesinden taviz vermeyi göze almıştı; şimdiki yöneticiler, ne uğruna, Türk-Arap-Kürt devletine veya Osmanlı millet sistemine geçiş yapmaya çalışıyor? BOP uğruna mı?
https://www.yenicaggazetesi.com/hakan-fidanin-tarihi-itirafi-995743h.htm