Yüksek Kimya Mühendisi, eski DPT uzmanı ve Milli Merkez Genel Sekreteri Haluk Dural, 30 Aralık 2015 tarihli, “Demokratik Özerklik İhaneti” başlıklı yazısında, 26-27 Aralık günlerinde Diyarbakır’da Kayapınar Spor Kompleksi’nde Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Emek Partisi (EMEP) ile HDP/HDK bileşeni parti (PKK, YDG-H vb) ve kitle örgütlerinin temsilcilerinin katılımıyla toplanan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Genişletilmiş Olağanüstü Genel Kurulu sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinin, 100 yıl önceki Prens Sabahaddin projesi ile hemen hemen aynı olduğunu maddeler halinde kıyas yaparak ortaya koymuştu.
***
Dural’ın nakline göre Prens Sabahaddin, “Osmanlı sultanı II. Abdülhamit’in yeğeniydi ama “II. Abdülhamid'in İngilizler yardımıyla düşürülmesi fikrini savunmuştu.” (Vikipedi)
“Prens Sabahaddin’in Adem-i Merkeziyetçilik adını verdiği siyasi düşünce ise yerel yönetimlerin güçlendirilip, özel teşebbüs eliyle kalkınma sağlanması gibi bugünkü “demokratikleşme” benzeri bir sosla maskelenen ama esas itibariyle yaklaşan bir dünya harbinde parçalanıp, paylaşılacak olan Osmanlı İmparatorluğu’nun ırk temelinde özerk eyaletlere bölünerek, merkezî idaresini zayıflatıp, küçülen lokmaları kolaylıkla yutmayı hedefleyen bir emperyalist İngiliz planıdır.”
***
“Prens Sabahaddin, adem-i merkeziyet (yerinden yönetim) projesine ‘Hayat-ı Umumiye Islahatı’ yani ‘Hükümet Teşkilatı Islahatı’ adını vermişti. Prens Sabahaddin, projesini 8 ana başlıkta açıklamıştı:
1- Mahalli Hükümetler, 2- İnzibat, 3- Adliye, 4- Temellük (Mülkiyet) 5- Memleket Servetinin İşletilmesi ve Nafia Teşkilâtı, 6- Maarif ve Mektebler, 7- Maliye, 8-Heyet-i Tanzimiye.
Adem-i merkeziyetçi proje, bu sekiz alanda hükümet kurumlarının yeniden yapılandırılmasını ve bu alanlardaki merkeziyetçilikten vazgeçilerek yetkilerin mahalli idarelere (yerel yönetimlere) bırakılmasını ve eyalet sistemine geçilmesini öngörüyordu.
Ayrılıkçı Kürt parti ve diğer unsurlarının yayınladığı 14 maddelik özerklik programı ile Prens Sabahaddin’in adem-i merkeziyet programını karşılaştırmak, bu tür projelerin, 100 yıldır hep aynı emperyalist Batı merkezlerinde hazırlandığını ve dün İngiliz ajanları, bugün ise ABD+AB+NATO işbirlikçileri tarafından piyasaya sürüldüğünü anlamak için yeterlidir.”
***
“Demokratik Toplum Kongresi’nin 2015 seçim bildirgesi”nde ise bakın neler istenmişti:
*Ülke genelinde kültürel, ekonomik, coğrafi yakınlıkları dikkate alınarak bir veya birkaç komşu şehri kapsayacak biçimde demokratik özerk bölgelerin oluşturulması,
*Tüm bu özerk bölgelerin ve kentlerin demokratik esaslarla seçilmiş meclisler ve meclisler içinden seçilmiş özyönetim organları tarafından Türkiye’nin yeni demokratik Anayasasının temel prensipleri çerçevesinde yönetilmesi. Özerk Bölgelerin halk iradesinin ayrıca TBMM ve merkezi yönetimde de demokratik esaslar temelinde temsil edilmesi.
*Demokratik özerk bölgeler ve diğer idari birimlerde merkezi yönetimin seçilmişler üzerindeki her türlü vesayetine son verilmesi, seçilmişleri görevden alma yetkisinin kaldırılması...
***
Bildirgenin bundan sonraki bölümünde “Her kademede eğitimin özyönetimlere bırakılması, Türkçenin yanı sıra bütün anadillerin de eğitim ve öğretim dili olması. Türkçe’nin yanında yerel dillerin de resmi dil olarak kabul edilmesi, dil, tarih, kültür sağlık, eğitim ve adalet sisteminin özerk bölgeler modeline göre düzenlenmesi, toprak, su ve enerji kaynaklarının ekolojik çerçevede toplum yararına işletilmesi, denetlenmesi ve üretimden pay alma yetkisinin özerk bölge yönetimine verilmesi”, kısacası devletin her alandaki yetkilerinin özerk bölgelere bırakılması istenmişti
İşte bugünlerde Abdullah Öcalan’ın Suriye ve Türkiye için savunduğu “demokratik konfederalizme bağlı özyönetim modeli” de bu bildiride netleştirilmişti.
O bildiride, Güneydoğu illerine hendekler kazılarak kurulan “özyönetimlere” karşı girişilen ve 800 kadar şehit verilen devlet operasyonları da kınanıyordu.
***
Bugün tekrar aynı “özyönetimler”in silah zoruyla değil ama halkı “terörsüz Türkiye” diye “ikna ederek” devlet kararıyla kurulması için sürdürülen çalışmalar son aşamaya gelmiştir...
O bildiride merkezin yerelden topladığı bütün vergi gelirlerinden yerele pay verilmesi, özerk bölge yönetiminin denetiminde, yereldeki asayişin tümünü sağlayacak “resmi yerel güvenlik birimlerinin kurulması” da istenmişti...
Prens Sabahaddin’den Abdullah Öcalan’a 100 yıldır aynı proje ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor... Öcalan’a bunun için “kurucu önder” deniliyor! Yine Öcalan’a ne gibi bir “statü” verileceğinin tartışmaya açılmak istenmesinin sebebi işte bu projedir... Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise “İmralı’nın statüsü” sorulunca, “İmralı ‘şu anda’ gerekli olduğu şekilde Adalet Bakanlığı tarafından işletiliyor” cevabını verdi...
https://www.yenicaggazetesi.com/imralinin-statusu-ve-100-yillik-proje-1004790h.htm