Menü TURKHABER
Ahmet  Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Tarih: 26.03.2026 11:22

“Kürtler ne istiyor?”

Facebook Twitter Linked-in

Nevruz” ile “Newroz” aynı anlama geliyor. İkisi de Farsça, ikisinin anlamı da “Yeni gün” demek. Ama bizler farklı yazılış biçimiyle bundan da “siyasi - ideolojik” bir farklılık üretmeyi başardık.

Bu senenin “Newroz”unu DEM çok coşkulu kutladı. Diyarbakır’da, Van’da, İstanbul’da… Bu, muhtemelen iktidarın “Terörsüz Türkiye süreci” diye isimlendirdiği, Kürt tarafının “Barış”, CHP cenahının “Demokratikleşme” kısmını eklediği “Süreç”in ürünü idi.

Sürece DEM tarafının büyük anlam yüklediği açık. O anlamın “Terörsüz Türkiye” boyutuyla bağlantılı olmadığı da açık. Hatta Rapora “Terörün bitmesi” gibi ifadelerin girmesinden rahatsızlık duyulduğu da kamuoyuna yansıyor. Çünkü “Dağ”dakiler yaptıklarının “Terör” diye tanımlanmasını istemiyor. DEM’in bunu “rahatsızlık” biçiminde yansıtması da “Dağ – Ova ilişkisi”nin tabii uzantısı.

Newrozun coşku ortamı” taleplerin “coşku” ile seslendirildiği bir ortam da oldu bu sene.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, süreç başladığından bu yana belli ki bir şeylerden rahatsız. Bu rahatsızlık en son Nwroz gösterilerinden sonra da yansıdı konuşmasına. Şunları söyledi: “Diyarbakır ve İstanbul’da olduğu gibi Nevruz’u bahane ederek milletimizin sinir uçlarıyla oynayan alçaklarla ilgili de gerekeni yapıyoruz. Nevruz’un temsil ettiği değerlere gölge düşüren hiçbir provokasyona izin vermeyiz. Terörsüz Türkiye sürecimizi baltalamayı amaçlayan bu tarz tahrikler bizden gereken cevabı alacaktır.”

Milletin sinir uçlarıyla oynayan, Nevruz’un temsil ettiği değerlere gölge düşüren provokasyonlar, Terörsüz Türkiye sürecini baltalamayı amaçlayan tahrikler” neydi sayın Cumhurbaşkanının gözünde, ve bu bakışın sürece yansıması ne olacaktı, bunu göreceğiz.

Acaba Erdoğan’ın tepkisine sebep olan hususlardan birisi DEM eş başkanı Tuncer Bakırhan’ın Van’da seslendirdiği “Kürtlerin talepleri” mi idi? Şöyle seslendi Bakırhan:

“Hala bize diyorlar ki Kürtler ne istiyor?

Haydi Van’dan, bu meydandan

hep beraber haykıralım:

Kürtler kimliklerinin tanınmasını istiyor.

Kürtler eşit yurttaşlık istiyor.

Kürtler anadilinde eğitim istiyor.

Kürtler yerel demokrasi istiyor.

Kürtler özgürce siyaset yapmak istiyor.

Kürtler özgürce örgütlenmek istiyor.

Kürtler Sayın Öcalan’ın

statüsünün netleşmesini istiyor.”

Ben bu ifadelerdeki “Kürtler kimliklerinin tanınmasını istiyor” ifadesini önemsedim. Aslında epey bir zamandır “Kürt kimliği” tanınıyor bu ülkede. “Kart – Kurt” yaklaşımı çoktan tarih oldu. Hâlâ “Tanınma”dan bahsediliyorsa bunun içinin herkes tarafından farklı doldurulduğunu görmek gerekiyor. Sanıyorum devlet nezdinde de bu iş “bireysel tanınma – kollektif tanınma” gibi bir ayrımı da içeriyor.

Yapay zekaya “Etnik bir grubun tanınma talebi ne anlama geliyor?” diye sordum. Şöyle bir cevap getirdi: Etnik bir grubun tanınma talebi, belirli bir kültürel, dilsel veya tarihsel mirası paylaşan bir topluluğun, devlet veya uluslararası kuruluşlar tarafından resmi olarak varlığının ve kimliğinin kabul edilmesi isteğidir.

Bu talep genellikle şu temel unsurları içerir:

-Resmi Kimlik Kabulü: Grubun kendine has bir isim, dil ve kültürle ayrı bir topluluk olduğunun hukuken tescil edilmesi.

-Kültürel Haklar: Ana dilde eğitim, yayın yapma, geleneklerin korunması ve kültürel mirasın yaşatılması için yasal güvence istenmesi.

-Siyasi Temsil ve Statü: Azınlık statüsü veya yerel yönetimlerde söz sahibi olma gibi siyasi mekanizmalarda yer alma arzusu.

-Ayrımcılıkla Mücadele: Eşit vatandaşlık haklarından tam yararlanma ve toplumsal dışlanmanın önüne geçilmesi için yasal koruma sağlanması.

Özetle bu durum, bir grubun sadece sosyal bir gerçeklik olarak kalmayıp, devlet nezdinde hak öznesi haline gelme çabasıdır.”

Yapay zekaya “kollektif tanınmanın farkı nedir?” diye de bir soru sordum. Ona getirdiği cevap da şu şekildeydi:

Kolektif tanınma hakların sadece tek tek bireylere değil, grubun tamamına bir tüzel kişilik veya toplumsal bütünlük olarak verilmesidir.

Bireysel tanınmada devlet, “Sen bu kimliğinle eşit vatandaşımsın,” derken; kolektif tanınmada, “Sizin grubunuzun varlığını ve kendi kaderini tayin etme (kültürel veya siyasi) hakkını bir bütün olarak kabul ediyorum” der.

Temel farklar şunlardır:

-Muhatap: Bireysel tanınmada muhatap tekil vatandaştır; kolektif tanınmada ise grubun kendisidir.

-Hakların Doğası: Birey, kendi dilini konuşma hakkına sahip olurken; kolektif hakta grup, o dilde okullar açma ve müfredat belirleme yetkisine sahip olur.

-Kurumsallaşma: Grubun kendi kurumlarını (meclis, vakıf, kültürel konsey) kurma ve yönetme hakkı kolektif tanınmanın bir parçasıdır.

-Mekansal Boyut: Genellikle belirli bir coğrafyada yaşayan grubun o bölge üzerindeki tarihsel ve kültürel bağının tescil edilmesini de içerebilir. Kısacası kolektif tanınma, grubu sadece bireylerin toplamı olarak değil, yaşayan ve korunması gereken bir organizma olarak görür.”

Bu bilgileri önemsedim. Neyin nereye doğru evrildiğini görerek yürümek önemli. Hiçbir şey göründüğü kadar yalın değil.

Ben sayın Cumhurbaşkanı’nın “Devlet bakışı ile” Nevruz ortamında nelerden niçin rahatsız olduğunu daha net, daha somut örneklerle açıklamasında yarar görürüm.

Sürecin gidişatı noktasında da Ak Parti tarafının “rezervleri olduğu” ama net tavır koymadığı noktasında da bilgiler yansıyor kamuoyuna… Kamuoyunun olan bitenle ilgili çok daha açık bilgilendirilmesi hayati önemdedir.

https://www.karar.com/yazarlar/ahmet-tasgetiren/kurtler-ne-istiyor-1607346


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-DT9JLG88B3